Saatli Maarif Takvimi

Haftasonun keyifli olsun sevgili okur. Günlerdir yazmak için blogu açıp açıp, kapatıyorum. Nedeni ise malum, ilham perim benden biraz uzakta bir hayat sürmeyi tercih ediyor bu günlerde. Onun da canı sağ olsun elbet. Yani biraz atraksiyon olsa hayatımda, oo hemen bunu yazmalıyım dedirtse, benden mutlusu olmaz sanırım; ama takdir edersiniz ki hayat, Instagram postlarımdan biraz farklı ilerlemekte.

Şöyle ki, şimdi siz her gün orada bir havuz, efendime söyleyeyim havuzu arka plana almış bacaklar falan görüyorsunuz ya; oradaki olay aslında tam olarak öyle değil. Malum bu aralar iş arayışım devam ettiğinden kendimi ev işlerine ve yemeğe adamış durumdayım. Evim küçük olduğundan temizlemesi çok dert değil, ama şu yemek olayı yaratıcılığımın sınırlarında volta atmakta. Kaldı ki ben bulutlardan şekiller yapan, güneşi maviye ağacı mora boyayan, masallar anlatıp, şarkıları kendi kelimelerime göre değiştiren; yani işin özü az buçuk hayal dünyası olan bir insanım. Ama her Allah’ın günü ne yemek yapacağımı düşünürken nasıl yoruluyorum anlatamam. Yemek yapmakta bir sorunum yok aslında, siz bana menüyü verin, ben onu öyle ya da böyle yaparım. Ama işte, menüyü verin! Ereniko’yu arıyorum ne yapayım diye, “sen bilirsin” diyor. Yahu ben biliyor olsam, sorar mıyım sana hiç?

                                 Yemek kanalı açıcam yakında!

Tabii, tüm bu gündelik işlerimin yanı sıra bir de ahir ömrümde gitmediğim kadar görüşmeye gittim geçtiğimiz hafta. Artık görüşmelere nasıl alıştıysam, baştan sona aynı sorular, aynı cevaplar. Ben de en bir gülen yanımla yapacakları dönüşü umutla beklediğimi söyleyip çıktım her birinden. Şansıma bir de bayram girdiği için araya dönüş yapmaları biraz vakit alacak ne yazık ki.

He, bir de güzel haberi sona sakladım; Malta’nın Ereniko’ya güya sağlayacağı vize, artık sayamadım kaçıncı ayına girdi ama, hala çıkmadı. Bu sıralarda festival festival gezen sevgili arkidişlerim “bunun neresi iyi haber” diye düşünmüş olabilir, hemen açıklıyorum. Hani biz kalsak mı gitsek mi? Türkiye’ye mi yerleşsek yoksa Atina’ya mı dönsek? Ağustos ayında Malta’ya gidip, bir ön izleme mi yapsak? diye çelişkide kalmıştık ya Erenikoyla; heh işte, artık hakikaten eminiz. İyi bir karar verdik. Gerçi bence Ereniko burda kalmaya karar verdiği andan itibaren emindi zaten, kararsız olan bendim. Hele ki bu kadar borcun altına girdikten sonra “aa ne kadar da kötü bir karar vermişiz, hadi gidelim” desem beni vurma ihtimali kesin var.

Benim cümbüşlü hayatımı da öğrendiğinize göre, hadi bir yemek fikri de sen söyle de akşam yemeği derdinden kurtar beni be okur! Hadii çüüzz!

Reklamlar

Marka bağımlılığı ; yaşamın diğer adı

marka-bağımlılığı_170408

Gün geçmiyor ki yeni ve acayip insanlarla karşılaşmayalım.

Bu sefer de Beşiktaş – Levent dolmuşunda karşıma çıktılar. İki kızcağız Kanyon’a gidiyorlardı. Başka nereye gidecekler aşağısı kurtarmazdı zaten. Ve gerçekten bu onların sözüydü. Sarışın iki kızcağızdı bunlar ve birbirlerine sürekli “kızaaamm” dedikleri için isimlerini öğrenemedim ne yazık ki ama pür dikkat dinledim. Bi tanesi yine normal kabul edilebilirdi ama diğeri, hiiii düşman başına, marka bağımlısı demek istiyorum kendisine. Ama bu ne bağımlılıktır arkadaş. Bir markayı seversin, projelerini, ürünlerini, politikalarını benimsersin, başımla beraber. Ama ona sahip olmak için yaşamazsın. Düşünsenize Arwey alabilmek için para kazandığımı, ya da bi tane Coca Cola için saatlerce çalıştığımı.     (Ay ben de fiyat olarak ne ucuz ürünleri beğeniyomuşum he, neyse. ) Bizim bu marka bağımlısına sevgili çok büyük bi hata yapmış. Hayır aldatmamış, ay hayır yalan da söylememiş, kıza Mango’dan çanta almış. Pek sevgili “marka bağımlısı” hatun pek tabi bunu hak etmiyormuş. O kadar mı düşük görünüyormuş. Hem ne zaman görmüş ki 50 lira verip bi çanta aldığını. Bi an hatırlatmak istedim ama ” e ama dolmuştasın be ablacım, üstelik 2 tl verip gidiyorsun, bu ne perhiz bu ne lahana turşusuuu?? ” diye ama cırladığı için korktum biraz. Diğeri de daha makul bir yaklaşımla, “en azından sevgilisinin onu düşündüğünü, bi süre kullansa nolucağını” falan söyledi. Ben tam “yürü be kızıım helaall ” nidalarına başlıyordum ki ” bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim” iddiasını doğruladı. “Biraz taktik yapıcaksın kızım, o da alışıcak böyle şeyler almaya, bi avucuna al gerisi kolay” tarzı bişeyler söyledi. “Tövbeler olsun” bakışıma yanımdaki çocuk da eşlik edince, sapık olmadığım sadece kulak misafiri olduğum konusundaki iddialarım kanıtlanmış oldu. Ben neyse de çocuk çok korkmuştu, ya Mango’dan çanta aldı, ya da etrafının böyle insanlarla dolu olduğunun farkına vardı.

Günaydıııın canııım, ya ne sandııın bi çiçeğe kanar mı kızlar artıık hey gidiii. Bu arada kızların bahsettiği markalardan Prada ve Vakkoyu tanıyorum geri kalanının varlığından haberim yokmuş, utanarak bi dergi alıp işin püf noktalarını öğrenmeye gidiyorum. Sağlıcakla kalın 🙂