Her Şey Çok Güzel Oldu!

Ben size ne dediim, he ne dediiim? 🙂

Kokuşmuş siyasetçilerden, dışlanan üsluplardan, ötekileşen vatandaş olmaktan, eşini dostunu besleyip; saraylarda yaşayanlardan, emeğimizle sahip olduğumuz işleri ve kazandığımız paraları sanki kaşımız gözümüz hatırına veriyorlarmış gibi davrananlardan, farklı düşünen insanlara tahammül edemeyenlerden, her seçim sonrası kendi sevinç çığlıklarıyla bizleri nasıl rahatsız edebildiğini düşünmeden; dün sokaklarda gerçekleşen sevinci yadırgayanlardan, çalıp çırpmaktan değil de; biradan, şampanyadan, mini etekten, denize girmekten, kadın ile erkeğin el ele, yan yana olmasından rahatsız olanlardan, din ile siyaseti birleştirip kendileri dışında herkesin Allahsız olduğunu vurgulamaktan imtina etmeyenlerden, inancın kişinin içinde olması gerektiğini unutup; neden kapanmıyorsun, namaz kılmıyorsun gibi yargılayıcı dil ile konuşmayı kendine hak görenlerden, gülümsemekten korkanlardan, başımıza her gelen musibeti dış güçlere lanse edip; suçu asla kendilerinde aramayanlardan, cebine girecek 3 – 5 kuruş için çocuklarının ve torunlarının yaşayacağı toprakların ona buna satılmasına, eşe dosta peşkeş çekilmesine göz yumanlardan sıkılmıştık.

Her şeyin şeffaf olduğu, ödediğimiz vergilerle X vakfına bağış adı altına paralarımızın çalınmadığı, birilerinin saray masraflarının üzerimize yıkılmadığı, yurt dışına ihraç ettiğimiz sebzelerin “sağlıksız” olduğu için iade edilip, sonra da ucuza bizim sofralarımıza getirilmediği, kadınların ve çocukların rahatça hareket edebildiği bir döneme uyandık bugün. Umuyorum ki siyasete kazandırılan bu yeni kan, her birimize yeni bir nefes olur.

Nihayetinde bir vatandaş olarak birilerine hizmetkar değil, onların benim hizmetimde olduğunu fark etmem 28 yaşımı buldu. Bizim siyasetçiler için değil, onların bizim için çalışmak zorunda olduğunu anlamam için epey zaman geçti. Devletin tek gayesinin biz vatandaşları ayırt etmeksizin kollaması gerektiğini yeni yeni anladım. Hoş, kendimi bildim bileli adalet ve doğruluk anlayışım hiç değişmedi. Kendi çevreme farklı, dışarıdakine farklı davranmadım. Bir insanın pozisyonu ya da rütbesi kararlarımı asla etkileyemedi. Karşımdaki kişinin parasını, statüsünü ya da konumunu baz almadan yaşadım, öyle yaşamaya da devam ederim. Bugün CB ile karşılaşsam, benim değil, onun önünü iliklemesi gerekir. Bir vatandaş olarak sorduğum soruya cevap veremediğinde, onun ülkeden kaçma isteğiyle boğuşması gerekir. Bin türlü emekle okuyup, inşa ettiğim kariyerim neticesinde, alnımın akı ve emeğim ile kazandığım para bana yetmediğinde, bunu bizi yönetenlerin düşünmesi gerekir. Ay sonu hesabı yaptığımda benim değil, onların içinin sıkılması gerekir.

Kimisi bu durumu hazmedemeyerek “ee, bugün dünden farklı değil” “İstanbul da İzmir gibi bok kokar” “RTE değil, siz onu kaybettiniz” gibi cümleler sarf etmekte. Konuşarak ikna edemeyeceğiniz, en iyisi hiç konuşmamak olan zihniyetler bunlar. Sana saygı duymayıp, senden saygı bekleyenler. Sen konuştuğun zaman çirkef olmakla suçlayanlar. Ay daha da fenası, Avrupa’da “sosyal devletin” bakması sayesinde senin benim kadar eğitimi olmayıp ama ne hikmetse paraya para demeyen tipler var. Onları tanırsınız aslında, “bizim orada sokağa çöp atarsan polis seni hapse atar” diyerek Türkiye de yere çöp atarlar. Neden yaptın diye sorarsan da “e herkes atmııışş” derler ukalaca. Konuşamazsınız onlarla, cehalet sarmıştır etraflarını. Oturdukları yerden İstanbul’u, Türkiye’yi kimin yönetmesi gerektiğini söylerler, a haber izledikten sonra. Liderlerine reis diye hitap ederler ve onun dün söyleyip, bugün yalanladığı her şeyi de aynı onun hızında benimseme özelliğine sahiptirler. Bu süreçte siz bu insanlardan uzak durun mesela. Konuşmayın, aramayın, duymayın. Ben böyle birkaç kişi tanıyorum. Geçtiğimiz seçimde taaa nerelerden bana mesaj attı “kazandık” diye. O gün, bugündür engelli. Türkiye’ye gelse 1 ay yaşayamaz o ayrı 😀

Neyse sonuç olarak bu insanlar varlar ve var olmaya da devam edecekler. Umarım girdiğimiz bu yeni dönem onları bile ikna eder, siyasetçilerin gelip geçici, geleceğimizin bu topraklarda kalıcı olduğuna. Sakince kenara çekilmeyi, belki de onlar gibi düşünmeyen milyonların haklı olduğunu idrak edecekleri, tebrik etmeyi ve bunu gerçekten yaşadıkları memleket için inanarak yapacakları, bir seçimi kaybetmediler diye ülkenin elden gitmediğini öğrendikleri günü görmeyi istiyorum. Bir çocuğun ağzından çıkan sözlerin samimiyetiyle inanıyorum; #herşeyçokgüzelolacak

Refah, mutluluk ve huzur gelsin şehrime.

Hadi hoşça kalın!

Reklamlar

Bir Zeytinyağı Hikayesi

Selamlar sevgili okur. Umarım keyifler pek bir yerindedir ve bir Cumartesi akşamını benim gibi evde geçirenlerden değilsinizdir. Öyle bile olsa tadını çıkarın. Son yazıdan bu yana hayatımda eğlenceli bişeyler olsun da bloga yazayım diye beklerken bu öyle güzel bir şey oldu ki anlatamam!!!

O halde biraz flashback ile başlayayım yazıya. Vakti zamanında ben mini minnak bir çocukken bile en büyük sıkıntım kulaklarımdı. Yok öyle kepçe, büyük falan gibi gelmesin aklınıza, benim kronik olarak kulaklarım ağrırdı. Gecenin bi yarısı ben feryat figan ağlayınca da can babam apar topar götürür doktora, geçirirdi ağrıyı. Gel zamaan, git zamaan gerek vertigosu, gerek ağrısı derken bu durum hep devam etti. Neyse işte ben geçenlerde meğerse duyma engelli olduğuma derken çok korkunç bir rüya gördüm ve etkisinden çıkamadım sayın okur. Rüyandan banane deme nolur, bugün yaşadığım korkuyu anlaman için söylüyorum.

Menemen mi yapsak?!

Gelelim bugün yaşadığım duruma ve anlattığım bir ton olayla ne ilgisi olduğuna. Bu sabaha karşı yine o ağrı baş gösterdi. Hayır yani çocukluktan gelen bir koku, bir ses, efendime söyleyim bir anı yaşadığında duygulanırsın falan dimi; ama söz konusu olan anı bir ağrıysa eğer, çocukluğunla tek bağlantısı ısrarla edemediğin küfür bile sayılmayan o sözler oluyor haliyle. Tabii sabah ben uyuyamayınca Erenikom da sabahın köründe uyanıverdi tabii ve her hastalıkta yaptığı gibi saniyede 15 bin kez doktora gidelim diye tutturdu. Ama sorun şu ki ben azıcık doktordan korkan bir insan evladıyım. Dolayısıyla biraz daha babaanne çözümleriyle ağrıyı dindirmek taraftarıyım. Bakmayın her konuda pek bir açık fikirli, efendime söyleyim modern bile sayılabilirim; ama söz konusu olan hastalıksa canını seveyim koca karı yöntemlerinin. Neyse Google amca’ya “kulak ağrısına ne iyi gelir?” dediğimde bana her evde bulanan ve resmen her derde deva olan “soğan, sarımsak ve zeytinyağı” üçlüsünden bahsetti.

Ama bu esnada benim ne kadar babanne olduğumdan ziyade mühendis olan kocamın girdiği tripler görülmeye değerdi. Adam sonuçta balık doktoru amma velakin benim balık olmadığımı anlaması sanırım biraz zaman aldı. Önce soğanı ezip suyunu kulağıma damlatmaya başladı ama soğandan mı yoksa adamın elinin ayarından mı bilinmez, ağrı geçmedi. Bu sefer de birkaç dala zeytinyağını kaşıkta ısıtıp, oda sıcaklığı kıvamındayken yine kulak içine damlatıverdi. Neyse ki bu işlemden hemen sonra ağrı anında kesildi de Erenikonun “yumurta da kırıp menemen yapma” esprileri de kısa sürdü. 🙂

Gerçi şu anda sağ kulağım uğultu ve çınlamalarla kendi cumhuriyetini yaratmış olsa da zeytinyağı sağ olsun, buna da şükür diyorum. Siz kendinize uygular mısınız bilmem, ancak bizzat tecrübe ettiğimden mütevellit yine de anlatayım istedim. E haydi o halde, bol zeytinyağlı, sıfır ağrılı hafta sonlarınız olsun. Çüüüüüzzzzz!