Beyaz Yakalıların Arasındaki Vampirler: İş Hayatında Mobbing

İçinde bulunduğumuz iş dünyasının kabullenmesi zor dinamikleri mevcut. Benim de içinde yer aldığım Y jenerasyonu için her ne kadar anlamsız gelse de; beyaz yakalı olmanın (maaş, prim, sigorta vb.) avantajlarını sonuna kadar yaşamış ve yaşadığı haliyle süreci devam ettirmek isteyen X jenerasyonu yöneticiler sebebiyle iş dünyası kolay kolay değişemiyor.

Bahsi geçen o yöneticiler patronlarından azar işitmeyi, 08:00 – 18:00 mesaisini, tek bir kişinin birden fazla iş yapmasını, iş dünyasında kimseye güvenmemek gerektiğine inanması ve tüm bunların normal, olması gerekenler, olduğunu düşünmesi bana çok anlamsız geliyor. Başka bir birimin yöneticisinin iş öğretmeye kalkışması yahut işimi sorgulaması benim gözümden hadsizlik olarak görünüyor. İşin kötüsü onların da savunması “Ya, bu gençler de ne ukala, bildiğimiz şeyi söylüyoruz, yol gösteriyoruz, bir afra bir tafra. Ukala bunlar, terbiyesizler!” şeklinde olmakta. Hayır sevgili müdürüm; biz terbiyesiz değiliz, siz yaşınız, tecrübeniz ve unvanınız gereği her şeye, yani evet her şeye müdahale edebileceğinizi düşünüyorsunuz. Bundan önceki çalışanlara yaptınız, çünkü onlar da sizin kuşağa aitti ve bu onlar için de normaldi.

Y kuşağı diyerek; 30’lu yaşlarının başında, Türkiye’nin %25’ini oluşturan ve iş hayatında en aktif olarak çalışan güruhtan bahsediyoruz. Ülkemiz ekonomisi, iç ve dış politikaları, işsizlik, enflasyon gibi etkenlerle uğraştığımız yetmiyormuş gibi, bir de sadece yaşı, unvanı ve tecrübesi sebebiyle bizden mütemadiyen önümüzü ilikleyerek konuşmamızı isteyen insanlarla ve onların kurallarıyla uğraşmak gerçekten fazlasıyla yoruyor. Ama bahsettiğim şey gerçek anlamda tecrübeli, bugüne ayak uydurabilmiş, söylediği her sözden beslenebileceğimiz insanlar değil, lütfen yanlış anlaşılma olmasın. Bahsettiğim şey; bu insanların sadece yaş, konum gibi içi bomboş sebeplerden dolayı saygı göstermemizi beklemesi.

Keza, farklı departmanlarda ancak aynı kıdemde çalıştığımız bazı içi boş, kendini geliştirememiş, bu sebepten de kendinden farklı olanları köşeye sıkıştırmaya çalışanlar var ki onlar daha da kötü. Yani, eski nesil için bile hadi bir şekilde bu durumu anlamlandırdım diyelim, benimle aynı nesilden olan, aslında aynı şeyleri isteyen, lakin işsiz kalmamak için yapmayacağı şey olmayan insanları hiç anlayamıyorum.

Meyve veren ağaç taşlanır diye bir sözü var eskilerin. Dilerseniz asilik, ukalalık, şımarıklık olarak görebilirsiniz, nasıl isterseniz, ancak ben bu sözü kabul edip, susamıyorum. Tabii ki benim gibi düşünen binlerce de insan olduğu için Türkiye’de son 2 senede ALO 170’e tam 5.890 “Mobbing Şikayeti” yapılmış. Bu şikayetlerin %67’si de özel sektörden geliyor. Peki nedir bu mobbing ve yaşıyorsak ne yapmalıyız?

Mobbing;  “Bir kişi ya da bir grup tarafından başka bir kişiye yöneltilen tekrar eden mobbing (işyerinde psikoljik taciz) eylemleriyle kişiyi savunmasız ve çaresiz bir duruma getiren sistematik, düşmanca ve ahlak dışı bir biçimde uygulanan psikolojik bir terör türü” şeklinde tanımlanmaktadır. (Heinz Leymann)

  • Düşey Mobbing: İşveren, işveren vekili, amir ya da yöneticinin uyguladığı düşey mobbingte (düşey psikolojik taciz), fail gücünü işyeri içi hiyerarşiden almaktadır. Düşey mobbing olarak adlandırılan bu durumda, fail elinde bulunan sevk ve idare etme, talimat verme gibi yetkileri kötüye kullanmakta ve mobbinge yol açmaktadır. Burada hiyerarşik üstünlüğü elinde tutan kişi, kendisinden daha düşük seviyedeki bir başka çalışana karşı işyerinde mobbing (psikolojik taciz) uygulamaktadır.

 

  • Dikey Mobbing: Dikey mobbing, çalışanın yöneticiye psikolojik şiddet uygulamasıdır. Aşağıdan yukarıya doğru ast durumda çalışanın üst durumda çalışana uyguladığı dikey mobbingte ise, mobbingin meydana gelmesi için birden çok çalışanın birlikte hareket etmesi gerekir.

 

  • Yatay Mobbing: Genelde eşit koşullar içinde bulunan çalışanların çekememezlik, rekabet, kişisel hoşnutsuzluk gibi gerekçelerle birbirlerine uyguladıkları psikolojik şiddettir.

Eğer böyle bir durum ile karşı karşıya kalıyorsanız haklarınızı koruyan yasalardan faydalanabilmeniz için öncelikle mobbingin sürekliliğini ispatlayabilmeniz gerekmektedir.

  • Mobing kaynaklı uğradığınız fiziksel ya da psikolojik tacizi şirket yönetimi ile görüşmeniz durumunda size bunu yapan fail ya da faillerin iş sözleşmesi 4857 Sayılı İş Kanunu Madde 25 uyarınca işveren tarafından feshedilebilir.

 

  • 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununda “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı maddeye göre,

“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda    alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”

 

Sonuç olarak X kuşağı ile birlikte gelen mobbing yöntemleri artık rafa kalkmak zorunda. Dünden bugüne gelen şirketler, varlıklarını yarın da sürdürebilmek için genç beyinlere ihtiyaç duyacak. Ancak bu yeni nesil gençlerde bir öncekilere göre epey farklılıklar ve artık çalışanlar şirket kurallarına değil, şirketler çalışanların kurallarına göre hareket etmek durumunda kalacak. Daha çok araştıran, okuyan, bilen, öğrenen, sorgulayan daha farklı bir nesil şirketlerin kapısını çalmak üzere. Bizim taleplerimizi bile gereksiz ve fazla bulan kurumlar bakalım o nesille neler yaşayacak?

Peki ya siz?

 

 

Sıra Bana Geldi : Yürü Ya Kulum!

Bugün gözümü yine “gitme” isteğiyle açtım. Alelacele bavulu toplayıp önce Küba”ya gideyim istedim. Kalırız orada 1 – 2 ay nasılsa. Sonra Arjantin, Şili, Brezilya derken hoop ver elini Tayland. Tamam artık sıkıldım diyene dek böyle gezeriz, hatta çocukları da oralarda doğurup, bizim gibi gezgin yaparız. Kaldığımız süre zarfında tabii gönül ister ki bazı ünlü ablalarımız gibi çalışmamıza gerek olmasın ama valla garsonluk falan yaparım ben. Ama baştan söyleyim günde 4 saatten fazla çalışmam. Yani maksat yırtılan tshirtün, ayakkabının yenisi almak için bir de yemek yiyebilmek için paramız olsa yeter. Kuş tüyü olmasa da olur yani.

Erenikoya da söyledim hatta, verelim evleri kiraya, yiyelim paraları çatır çutur. Tabii benim mantık abidesi kocam hemen hatırlatıverdi; ama bizim hiç evimiz yoktu ki! Hatta sanıyorum ki; adam an itibariyle benim şizofren olduğumu düşünmeye başlamış bile olabilir. Ay hayır loto da çıkmıyor, bitcoin de düşüşte, insan soruyor tabii Allah’ım ben nasıl zengin olucam?!

Nooooooooo!

Sakın bana “çok çalışarak” falan gibi klişelerle gelmeyin. Zira ben denedim ya, o iş öyle olmuyor. Yıllardır çalış çalış bir hale geldim, bezdim valla ya. Lise ve üniversite zamanlarıma denk gelenler bilir beni, inanılmaz idealist ve anti-emperyalisttim. Şimdi şimdi anlıyorum, meğerse tüm olay ne denli ileri görüşlü olmamla alakalıymış. Gittim babamın gazına gelip işletme okudum ve kendimi özel sektörün kollarına bıraktım. Ya çocuğum, takip etsene sen ideallerini, gelmesene kapitalizmin oyunlarına. Üniversite bitince mesela, al bavulunu çık dünya turuna. Ama yoook, tüm okul hayatım boyunca (ve evet, üniversite de dahil buna) annemin ve sülalenin tüm kadınlarının “aman kimsenin elinden bişey yeme, içme” tembihlerine nail olunca gel de ikna et o anneyi. O ikna olsa diğerleri hemen dolduruşa getirir; aa duydun mu Süheyla ile Resul kızlarını tek başına dünyanın öteki ucuna göndermişler. Hadi o zaman yapamadın, bari şimdi yap değil mi ama? Al yanına hayatının aşkını da, gez karış karış dünyayı. Ama yoook; dünyayı gezmek yerine daha çok çalışıp, birbirimiz daha az gördüğümüz hayat şartlarını seçiyoruz ev, araba ve bir yığın eşya almak için. Fii tarihinde aldığım telefonun borcunu ödüyorum mesela şu anda, ya da evlenirken nasılsa Atina’da evimiz eşyalı öyle dertlerimiz yok dedikten tam 6 ay sonra almaya başladığımız ev eşyalarımızın kredisi de hala bir yük misali omzumuzda maşallah. Hal böyle olunca Ereniko da napsın, makul olmaya çalışıyor bana karşı. Zira ben tam bir Boğa kadını olduğum için bir yanım konfor için yanıp tutuşurken, bir yanım da özgür ruhun peşinde. Kaldı ki ben bile kendi içimde arada kaldım, o da haklı tabii.

Çok haklısın be Chandlercım!

Ay bir de dedim ya konforuma düşkünüm diye, ben öyle her yemeği yiyip, her koşulda uyuyabilen biri de değilim. Yani beni uyku tulumunda uyutabilmeniz için narkoz falan vermeniz gerekebilir, zira börtü böceklerle aramız hiçbir zaman iyi olmamıştır. Orman yürüyüşünden sonra bile hatur hutur kaşınan bir insan evladıyım neticede, gel de uyu öyle yerlerde. İşte o ev kirası tam olarak böyle zaman dilimlerinde geçerli. Yanii ille de 5 yıldızlı otel olmasın ama fareler de cirit atmasın mümkünse. Ama kararlıyım, şu borçlar bitsin bir de ev alcam, sırf kirasını dünyayı gezerken nam nam nam yiyebilmek için. Sonra da yazıcağım ilk yazının başlığını ekleyeceğim; Adios!

 

PS: Allah’ım n’olur parayı gitmek için kullanabilecek olan biz insancıkların dileklerini de tez zamanda gerçek eyle. Amin!

Kasım’da iş başkadır!

Selamlarrrrr. Uzunca bir zamanın bunalımından sonra size güzel haberler vermeye hazırım sevgili dostlar. Malumunuz birkaç aylık işsizlik sürecim bana bir ömür gibi gelmiş olduğundan ve sizlere de hayatı zindan etmeye başladığımdan mütevellit biraz gergin bir süreç geçirmiştim. “Aa ne oldu ben kaçırmışım” diyenler buyursun linke de tekrar anlatıp can sıkmayalım. Neyse efendim, Erenikonun telkinleri, dualar, evrene gönderilen güzel mesajlar falan derken sonunda beklenen oldu; ev hanımlığından istifa ettim, işe başlıyorum!!!!

post-25059-Rachel-YEAH-Chandler-NO-friend-BITY.gif

Artık tam tüm görüşmelerden ümidimi kesmiş, tamam ya kariyerime her zaman da istediğim gibi ev hanımı olarak devam ederim ben de demeye başlamıştım ki o beklenen habere kavuştum neyse ki. Ama bu demek değil ki bundan bi süre sonra vay efendim ne de yoruldum, aman efendim kendime vakit ayıramıyorum demeyeceğim. Tabii ki de diyeceğim. İnsanın doğasında var bu, valla bak.

anigif_enhanced-buzz-32702-1387568237-26.gif

Şimdi “hayır ya sen şikayet etmeye programlanmışsın” diyecek olursanız; az biraz empati be kuzucuklar. Yaklaşık 4 aydır televizyonda TV2 (haber yayını yok çünkü) , bilgisayarında kariyer.net açık olunca haliyle insan tembelliğe alışıveriyor. Hayır en kötüsü de, şu 4 ay boyunca sabah 7’de uyanan ben, işe başlayacağım belli olduğundan beri uyumalara doyamadım, aferin bana! İşin goygoyu bi yana, ne kadar belli edemesem de uçuş uçuşum tahmin ettiğiniz üzere. Bu süre zarfında bana destek olan herkese çok teşekkür ederim, cansınız!


16 Kasım Çarşamba günü iş başı yapıyorum; çiçeklerinizi, çikolatalarınızı ve bilumum yeni iş hediyelerinizi bu tarihe göre gönderebilirsiniz 😀 Hadii şimdilik çüüüzzzz

Sorun bende değil, şirketlerde!

Selamlar sevgili okur. Hazırsanız bu yazıda da içimi döküp rahatlamak niyetindeyim. Durumu baştan söyleyeyim de sonra “vay efendim hafta sonuna 1 kala içimizi kararttın, gudubet kadın” demeyin bana.

Şimdi yarın nerdeyse hepiniz çalıştığınız yerlerin “Free Friday” görsellerini paylaşıp, inanılmaz mutlu olacaksınız ya, işte o esnada ben de Instagram story’i izlemeden geçiyor olacağım. Yok merak etmeyin, katiyen hasetim size değil; tamamen iş dünyasına. “Bu iş dünyası sana ne etti?” diyebilirsiniz. “Bir önceki çalıştığın yerden ayrılmak için bir tarafını yırtıyordun, sürttü mü burnun?” diye de sorabilirsiniz; ancak yapmayın. Çünkü neden? Az önce bizzat benim de bahsettiğim gibi azıcık ucundan gudubetlik var ruhumda. Neyse içimi dökmeye başladığıma göre gelin asıl meseleye geçelim: İstanbul’da iş yok sayın arkadaşlarım. Hepsinin köküne kıran girmiş.

işsizlik.gif

#sucukisbulsun

Malumunuz 1,5 – 2 ay kadar önce Türkiye’de kalıcı olacağımızın kararını almıştık Ereniko’yla. Haliyle bu andan itibaren de iş arayışım başlamış bulundu. Sezon kapalı dedik, Pendik uzak her yere başvuramıyorum dedik, ancak artık bahane kalmadı. Sanıyorum ki hayatımda hiç söyleme fırsatım olmayan cümle burada devreye girmişti; “Sorun sende değil bende!” Bakın özgeçmişim ortada, 10 yıllık çalışma hayatımın olmadığını, MBA yapmadığımı, 26 yaşında olduğumu falan hep görebiliyorsunuz orada. Ama buna rağmen şirketlerin el birliğiyle yaptıklarını gördükten sonra kendimi inanılmaz beceriksiz ve işe yaramaz hissetmeye başlamıştım ki derdime her zamanki gibi Erenikom yetişti. Peki şirketler ne yaptı da depresyona girdin diyecek olursanız memnuniyetle anlatayım. Son 4 hafta içerisinde, bayram dönemi hariç, Mopsan, Eleman.net, Doğuş Kozmetik, Bureau Veritas ve Meal Box gibi öyle çok da kurumsal olmayan bir takım firma ile görüşme halindeydim. Hatta öyle çok gidip geldim ki bu şirketlere bir maaşa bağlamadıkları kaldı. Mesela Doğuş Kozmetik; pazarlama müdürü pozisyonu için başvurdum çünkü toplam 5 yıllık iş tecrübesi talep etmişler, ki bende de var bu. Neyse gittim adam yaşımın genç olduğundan, daha önce müdürlük yapmadığımdan bahsetti. Tüm kibarlığımla bunların zaten CV’mde yazdığını, belki detaylı incelemediklerini söyledim. Aradan 2 hafta geçti 2. görüşmeye çağırdılar, gittim. 2 gün içinde yanıt vereceğiz dediler, 1 hafta oldu. Sonucu tahmin edemeyen?

giphy.gif

Keza Meal Box da kesinlikle 2. görüşme için dönüş olacağını söyleyip, ben durumu sorunca da ” aa biz başkasıyla devam ettik amaaa” diyen bir yer. Yahu oturmaya doğru düzgün koltuğunuz yok, ama 2. görüşme için millet ağzınızın içine bakıyor, bu nasıl bir iş ahlakıdır?!

mülakat sonucu.gif

Şimdi el insaf sayın okur, ülkenin yarısıyla aynı mesleğe sahip oluşuma mı kızayım, iş bulmadan istifa edişime mi yoksa şirketlerin bu insan dışı işe alım süreçlerine mi? Erenikoma kalsa hiçbirine kızmayıp işsiz takıldığım günlerin tadını çıkarmam gerekiyor. Kendime vakit ayırmam, kafayı dinlemem falan. N’apalım arada koca sözü dinlemek lazım, hem belki ben iş aramayı bırakırsam iş gelir beni bulur; kaçan kovalanır hesabı.

Ne dersiniz, çalışmaya alışan her bünye fazla tatil görünce böyle işe yaramazlık duygusuna mı kapılır yoksa biraz şımarıklık mı bu yaptığım? Ben bu cevabı düşünedururken siz de güzel fotolar atın da beğeneyim azıcık, moralim yerine gelsin. Hashtag veriyorum : #sucukisbulsun

Haydiin çüüüüzzz!