Hedef Kitlenizi Gerçekten Tanıyor Musunuz?

target-marketing-erensu-erciyas
Geçtiğimiz hafta adı sanı ünlü, rakiplerine depar atarak ilerleyen bir firmayla dijital pazarlama işleri için görüştüm a dostlar. Ve şu karara vardım; ya biz bu olayı çok abartıyoruz, ya da bu insanlar aldıkları bu paraları hak etmiyorlar!
Bahsi geçen firma güzellik sektöründe ve piyasanın yenilerinden sayılır. Bu sebepten ben de başladım anlatmaya neler yapmalılar diye. En son “mikro site açarak yılbaşı kampanyasını canlandırmaktan” bahsediyordum ki; 5 hanelik title sahibi olan beyefendi durdurdu beni, “biz Facebook postlarına zor bütçe ayırıyoruz” diye. Ben de sizin gibi “yok artık!” dedim tabii, ama kafa yapısı bu olunca hiç aydınlatma çağı yaşatmadım kendilerine, rakiplerin durumu, dijital çağın önemi falan gibi konulara girerek. Olur da bir şekilde bu yazıyı okurlarsa kendim için küçük, sektör için faydalı bir iş yapmış olacağım! 🙂
“Sevgili XYZ Bey, Facebook Ads dediğiniz olayı “Mahallenin en iyi pastanesine gelin, 2. çay bedava” kampanyasıyla birleştiren esnaf da yapıyor artık. Bu yüzden rica ediyorum, aş bunları. Zira Facebook dediğimiz kanal; bedava mantığı ile algımıza yerleştikten sonra, en yüksek ödeneği çıkan alır demeye başladı. Bu sebepten reklam çıkmadan önce bir durup düşünmek gerekiyor, senin kitlen nerede ne yapıyor? Sen kafayı yormadan hemen ben açıklayayım :
Ürün fiyatlarına, dağıtım kanallarına bakınca, orta seviyenin biraz üstü olarak konumlandırmak çok da yanlış olmaz. Yaş aralığı ve marka kitlesi olarak da 25 yaş üstü çalışan kadınları seçmiş olman sana açıkça bağırıyor; sadece Facebook olmaaaz! Yanlış bir kanal değil, tabii ki kullanılması elzem olan bir araç hala, özellikle de Türkiye’deki 34 milyonu aşmışken. Ama sadece Facebook’a reklam vereyim dersen, verdiğinle kalırsın benden söylemesi.
Zira senin bahsettiğin bu kitle; Pazar günü Polonezköy’de yaptığı kahvaltıyı Instagramda paylaşırken, haftanın belli günleri de AVMlerdeki o çok ünlü spor salonunda check-in yapıyor. Yani e ben hedef kitlemi tanıyorum ki demekle bitmiyor olay. Potansiyel müşterin Ayşe, 5 yaşındaki kızını tiyatroya götürdüğünde karşısına çıkabilmen gerekir. “Ne işime yarayacak mikro site, hem de çok maliyetli” diye düşünmediğin bir video içerikli site aracılığıyla, Ali Bey nişanlısına, senin markaya ait; “en güzel sensin” sloganını da kullanarak, eğlenceli bir video hazırlayıp, tüm gönüllerin sahibi oldu, sen de bolca like, retweet ve repostun elbette.
İşin özü; kendini müşteri yerine koy ve ona göre düşün: Hangimiz reklam kokan, “hadi gel beni al”, “en ucuzu benim” diyen kampanyalardan etkileniyoruz ki artık? Kusura bakmayın XYZ Beycim ama, devir müşterinin devri. Onun istemediği yola girmeniz, aldığınız en kötü kararlardan birisi olacaktır. Benden söylemesi…”
Bir Dost! 🙂
Reklamlar

Hadi topla bavulu, uzaya gidiyoruz!

Türkiyeye-İnen-Uzaylı

Zaman geldi, taşınıyorum artık. Öyle evden, şehirden falan da değil, direkt olarak bu gezegeni terk etme kararı aldım. “Ramazan’a özel Galaksi turları 299 £’dan başlayan fiyatlarla” adlı haberi gördüğüm an biletimi alıp, orada kaçak olarak da hayatımı sürdürmeyi planlıyorum. Zira dünyalılardan bir cacık olmayacağını anlayan pek sevgili uzaylı kardeşlerimiz bizi orada uzun süre tutmak istemeyebilirler.

Biz, uzaylılar var mı yok mu? Dost mu düşman mı? sorularıyla uğraşırken, adamlar sistemlerini kurmuş gül gibi yaşayıp gidiyordur zannımca. Hem sanmıyorum ki Satürnlüler, Marslılardan daha zengin olup, bunu savaşla kanıtlamak istesinler. Onlar bir tek biz Dünyalılara dokunmuyor bence, onların da huzurunu bozarız diye. Baktılar ki kardeşlikten uzak, kavgayla can ciğer canlılarız, “aman” dediler bence, “bunlar bizim huzurumuzu da bozar!” 

Ki bence yüzde bin beş yüz bozarız. Hem şimdi gelip bize dert anlatmaya da utanırdım ben uzaylı olsam. Yeşil renkli vücudu, gümüş renkli elbiseleri geçtim ( ki bu tanımlamayı da pek sevmem aslında, Hollywood’un aşılamaya çalıştığı bir münasebetsizlik olmasından dolayı) hala ırk, din, dil kavgası yapılan topraklar, o zavallılara ne yapar kim bilir. Bir de güven sorunu var tabi. Savaş çocuğu boyutu var işin. Yani sen Irak – Amerika savaşı esnasında çocuk olacaksın, okyanus ötesinden gelen, aileni katledip, seni vatansız bırakan “demokrasi” aşıklarıyla tanışacaksın, sonra da ” Selam Dünyalı, biz dostuz! ” sözüyle el sıkışacaksın. Oldu canım, başka? Valla geldiğine, geleceğine pişman ederler seni.

Kendi çocukluğumu düşünüyorum mesela, Irak savaşını bizzat hatırladığımı biliyorum. Çıkan haberleri, fotoğrafları, ağıtları. Belki de bilinçaltıdır bilinmez ama, Amerikayı bana güzel anlatamazsınız artık, güzel insan kan dökmez çünkü bana göre. Ya da İsrail.. Kendimi bildim bileli 3. sınıf insan olmaktan kurtulmadı Filistin ve Orta Doğu halkı, bizim gibi. İsrail’in yine canı sıkıldı ve “dur biraz mazlum ve mahzun öldüreyim de keyfimiz yerine gelsin” diyerek bu iğrenç oyuna başladı. Uzaylılar da baktı ki, medya suskun, diğer Müslüman devletler suskun, hatta bu zavallı Filistinlilerin inandığı melekler bile suskun. Kimse koruyamıyor, kimse kurtaramıyor onları bu saçma ölümlerden. Zengin ve şımarık komşu, bu zavallı müştemilat sakinlerini bir güzel katlediyor ve bütün dünya sessiz. “Biz en iyisi hiç karışmayalım, yavaş yavaş uzayalım, bizim oralara da gelirlerse ölü taklidi yapalım, zira onlar bizim toprakların da içine eder” dediler ve gittiler bence. 

Hayır, o turlar hiç başlamayacaksa, bu dünyayı baştan yaratmak gerek. Böyle zengin – fakir kavgasının olmadığı günleri görmek gerek. Orta Doğunun ayaklanıp, “hoop, Amerika, İsrail, sen mi büyüksün, ben mi? Ben, Orta Doğu, Petrolün ana vatanı. Dokunma çocuklarıma, dokunma topraklarıma” diyebilmeli bir Yaşar Usta edasında. Aksi takdirde ne İsrail vazgeçer o zavallı halkların kanını içmekten, ne de Amerika pes eder, aptalca fikirlerini empoze etmekten.

Sınıf ortalamamızın 2.5 olduğu düşünülürse, biz bile bu ayaklanmayı yapamıyorken, onlardan beklemek ne imkansız aslında. Bu sebeptendir ki, gitme vakti gelmiştir a dostlar. Ama madem biz gidemiyoruz öteki gezegenlere, diyorum ki toplanıp bi gemi inşa edelim ama şöyle büyükçe bir şey, turlar başladı diyelim. Bizim bu sömürgeci yaratıklar, o toprakları da “kontrol” etmek adına atlar kesin bu fikre. O pislikleri uzay boşluğuna bırakmamız da savaş çocuklarına hediyemiz olur.

Ya da cebi dolu adamlar yerine çocuklar yönetsin dünyayı. Oyun bahçesi gibi olur savaş alanları. Yani ne olursa olsun, koca bi devrimle olmak zorunda bu saatten sonra. Nihayetinde “çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil” 

Lütfen, bu katliama sessiz kalma! 

Hayati iskalama luksun yok senin

image

Bugune kadar tanik oldugum en huzunlu hikayeyi yazmak istedim bugun. Aslinda olaya sahit olali epey oldu ama geyik ruh halinden kurtulup yazmam uygun olurdu, bugun de bunun icin bicilmis kaftan. Neyse, havalimaninda iki kizla karsilastim. Ic hatlar gelis bolumunde otururken yanimda oturan kizi once dikkate almadim haliyle. Sonra diger kiz geldi o da oturdu yanimiza. Ama sonradan gelen kiz Begum’un yani yanimda oturan kizin orda olmasina cok sasirmisti. Bekledikleri kisi Begum’un eski sevgilisiydi anladigim kadariyla. Yanimiza gelen kiz da cocugun yakin arkadasi sanirim. Begum’e acik acik neden geldigini sordu ama samimi de bi tavri vardi. “Onu hep ben karsilasirim” dedi Begum. Yakin arkadas da baya sasirdi baristiklarini bilmiyormus. Ama olayin garip tarafi su ki, zaten barismamislar. “Seni hep sevicem dedim ben ona, ben ugurlayip ben karsilayacagim dedim, onu burda oksuz birakmak istemedim” gibi biseyler dedi Begum. Zaten cocuga gorunmek gibi bi niyeti yokmus, “sadece goreyim yeter” dedi. Yakin arkadas da cocugun da uzgun oldugunu bu ayriligin fazla uzadigini falan soyledi. Ama Begum oyle bi laf etti ki boyle bi adami hala sevebildigi icin kendisini tebrik etmek istedim. “O benden ayrildigi icin degil, yalniz kaldigi icin uzgun.”
Ne kadar iyi taniyordur ve buna bu kadar eminken hala onu gormek istiyor, verdigi sozleri tutuyor. Yeni nesil ask diye birsey var evet; ama bu kizinkini 3 ay sonra baskasina “hayatim” diyenlerinkiyle karsilastirmak buyuk ayip olur. Cocuk nasil biri bilmiyorum. Baristilar mi? Ayrilik karari kimden geldi? Birbirlerini sevmekten ne zaman vazgectiler,  gercekten bilmiyorum. Ama Begum’un vazgectigini sanmiyorum. Bence bir beklentisi de yok zaten ve yalniz kaldigina uzulen bi adam da baskasini bulmustur. Belki hayatlari boyunca bir daha boyle bi ask yasanmayacak, standart gulusler, standart kavgalar hayatlarina dahil olacak. Belki de bi baskasini cok sevecekler ve iclerindeki sevdayi ondan baskasina harcadiklari icin uzulecekler. Erken kalkmak zorunda kaldigim icin kavusma ya da kavusamama anina tanik olamadim. Ama bu kadar saf duygularla oraya gelen Begum’un cok ama cok mutlu olmasini diledim.
Belki o cocukla, belki de bi baskasiyla, kim bilir? Mutlu ol Begum. Sen olma beklenen cocuk, git yalniz kalmamak icin birini bul. Bulduklarin seni Begum gibi beklemedigi zaman anlarsin O’nun kiymetini. Iste bu yuzden siz de sevdiklerinizin tutun elinden, birakmayin.
Hadi hepimize keyifli gunler 🙂

Bu arada bu siir sana gelsin Begum 🙂 

https://www.youtube.com/watch?v=kLRsqhtW4PE&feature=youtube_gdata_player

Kadın olmak zor zanaat a dostlar!

Görsel

Bilen bilir masal dinlemeyi çok severim, hayallere dalarak uyumak gibisi var mı hem. Ama bunun kabus tipi de var ve ben bu şansla tabii ki de ona denk geldim. İşte aylar sonra yazmaya devam etmişken bu kabusu sizle paylaşmadan olmaz..

Klasik hastane – serum maceralarımdan birini yaşarken, yan sedyede müşaade altında tutulan abla ve yakınları sağ olsun nur topu gibi hikayem oldu. Hasta olan abla intihar etmiş ve midesini yıkamışlar. Kayın validesi Remziye teyze, görümcesi Hatice ve Kız kardeşi de başında bekliyordu. Kendileri biraz saldırgan tipler olduğu için “sessiz olur musunuz?” demeyi bırakın “yapılıcak bişey var mı ağam?” moduna girdim. Sevgili hasta başım da uyuduğum düşüncesiyle beni odada tek bıraktığı için kod adım : üç buçuk olarak 4 saat kendileriyle takıldım. Şimdi olay şöyle, bu abla teyzesinin (Remziye teyze) oğlu Cengiz ile evli ve Cengiz’İn de Sema adlı bi sevgilisi var. Adam kılıklı yaratık olan Cengiz de kadının üzerine olan evi satıyor ve Sema’nın üstüne yapıyor. Bizim bu abla daha önce de Sema’nın varlığını bilmesine rağmen ev elden gidince ilaç içmeye karar veriyor. Remziye teyze dehşete düşmüş durumdaydı ve bir kaynanadan beklenmeyen bir hareket yaparak Cengiz’i aradı, bütün hastanenin ses sistemini yeniden organize edecek bir tonda evlatlıktan reddetti ve bilumum küfürler sıralayarak “Sakkııınnn beni arama, bu gızı da aramaa, Remziye Nur’u ( muhtemelen torunu) da aramaa, benim senin gibi oğğluumm yohh artııık!” diye bağırma – haykırma gibi tonlamalarda çemkirdi. Ve gelinine verdiği tavsiyeler çok bombaydı, kendisi de zamanında aldatılmış ve kocası bırakın Türk’ü, Moldovyalı hatun bulmuş. Ölmüş adama “gözün kör olmayaaaa Receeb” dediği an zaten hemşire sakinleştirici isteyip istemediğini sordu. Neyse bunu duyan Remziye teyze de intihara kalkışmış ve akıllı teyzem gidip fare zehiri içmiş. Arkadaş, sen niye içiyosun? “Ona içir diceğimi” sanıyorsanız tabiiki hayır, ama boşan paşalar gibi de nafakanı al, eşek gibi baksın sana. Neyse sonuç olarak, Remziye teyze muhteşem bi fikir ortaya attı, “Hatice sen ben ve Remziye Nur gül gibi geçinir gideriz, o Cengiz sıpası da köpek gibi öder paramızı” dedi. Ama hasta ablanın yüzünü güldüren ve Remziye teyzenin akıl sağlığını sorguladığım olaya geliyorum; “Kızım salak mısın da intihar ediyosun?” buraya kadar herşey normal, mantıklı. Ama devamı da var kiii : “Sana aldığım çamaşır makinasını o karı mı kullansaydı? Onu da evimize götürürüz nihahahah ” Gerçekten böyle güldü. Bütün kadınlar da buna eşlik etti. Azcık gücümü toplayıp koyun – kasap diye çemkirmeme ramak kalmıştı ki “İlahi anne, alın makinayı bak unutmayın” diye destekledi hasta abla. Bişey diyemedim tabi ben de ne diyim?..

Böyle insanlar varken hangi tarafa kızsam bilemedim, aldatan kocayı süründürmek yerine intihar etmek mi? (Allahıım valla büyük konuşmadım bak valla töbe töbe) Evinden, yuvandan ayrılırken makinayı düşünmek mi? ( Valla arkadaşlarımda bile tonlarca eşyam var biri bile gelmedi aklıma, çamaşır makinası bu be, sevdiğin kazak değil, bişey değil, makina ya!) Kendini fare zehiri ile öldürmeye çalışmış bi kaynana ve görümceyle “Şendullar” olarak yaşamına devam etmek mi? Tabii ki içten içe hepsine kızarken kadınlık iç güdümü konuşturarak en çok da Cengiz’e kızdım ben. Be adam, madem gönlün başkasına kayacak ne gerek var teyze kızınla evlenmeye, madem evlendin ve sonra aşık oldun, adam gibi söyle ayrıl ne demek aynı anda iki kişi? Yok madem ayrılmıyo hatun, “ille de sen, ben buna da razıyım” diyor, ne diyelim helal olsun o zaman sana Cengiz!

Neyse, bundan sonra arayı uzatmadan güzel hikayelerle gelicem karşınıza, ama okuyun olur mu? 🙂