Diren Türkiye!

Görsel

 

Gayet keyifli bir hava, aman ne de güzel yağmur falan derken gün geçmiyor ki birisi sinirlerinizi alt üst etmesin. Sıradan kelime analizlerimi yaparken değişik bir hatunla karşılaştım. Defterim böyle olsun demiş R.T.E nin bi fotoğrafını koymuş. Acaba nasıl birisi diyerekten diğer tweetlerine de baktım. “Kanı Donmak” deyimini bilir misiniz a dostlar? İşte tam bu esnada “kanım dondu.” 

Bu kapalı arkadaşımızın çoğu tweeti din ile alakalı ve elbette Rabia için ağlamakta. Tabii ki de Rabia için ağlayanlar Türkiye’deki direnişçileri terörist sayar, polisin aldığı her “can” için utanmasalar göbek atarlar. Bu kız da aynen bu şekilde davranmış. 

“17 yaşında,keskin nişancılar tarafından vurulan Esma’yla 22 yaşında çatıdan düşerek ölen birini bir tutmak ? Hay olmayan vicdaniniza..” gibi tweetleri rt eden,

“-Adın ne? +#AhmetAtakan -Neden öldün? +Polisi taşlarken -Kim suçlu? +Polis -Neden? +Ben istediğimi yaparım ama o bana dokunamaz.” diyerek tweet atan bir şahıstan bahsediyorum. Vicdandan bahseden, ancak o “adli tıp raporu” dediğimiz şeyin hükümetin yalakası olduğunu ve hatta bu bilginin adalet (!) bakanlığı tarafından verildiğini, tabipler odasının ise “Ahmet Atakan’ın başında zedelenme” olduğunu rapor ettiğini göz ardı eden bi zat işte bu kız. 

He dinden, imandan, şerefli polisten bahseden bu kız tabii ki namus dersleri de vermiş Twitter üzerinden bize, ama yeni güncellediği İOS7 uygulamasının ekranı da gösteriyor ki şu çöpçatan uygulamaları olan “Line, WeChat” ten yüklü bir talep ve sohbet bildirimi almış. Sonra o sevmediği direnişçilerin boyadığı gökkuşağı merdivenlerinde poz vermiş. Bunlardan bize ne değil mi? Bence de, istediğiyle konuşur, istediğini yapar, bize ne? Ama merak ediyorum, peki onlara ne bizden? 

Ahmet Atakan yüksekten düşmediğini, Ethem Sarısülük’ün katili Ahmet Şahbaz kendini müdafaa etmediğini, bilinçli olarak öldürmeyi tercih ettiğini, Ali İsmail Korkmaz sivil polisler tarafından dövüldükten sonra yalaka bir doktor yüzünden ölümle tanıştığını, Berkin Elvan sadece ekmek almaya giderken okula başlayamadığını, Mehmet Ayvalıtaş araba kazası yüzünden değil kasten ezilerek vefat ettiğini. Abdullah Cömert’in katilinin de an itibariyle 121 gün 10 saat 8 dakikadır hala bulunamadığını (!) anlatsak vicdan duygusuyla tanışırlar mı? 

Tekrar ve tekrar ruhunuz şad olsun çocuklar,

Demokrasi paketi boş çıktı!

Hafta sonu daha eğlenceli insanlara tanık olmuştum ama az önce kulağıma çalınan cümleler her şeyi değiştirdi.

İsmi lazım değil , son 4 ayda 6 fidanını toprağa gömen; uyuşturucu çetesini protesto ettiği için 5 kurşunla vurularak daha bugün vefat eden gencinin cenazesini kaldıran bir ülkenin başbakanı vardı sahnede. Günler öncesinden tarih verdi, hazır olun dedi adam. “Bundan sonra ayrımcılığa karşı ciddi yaptırımlar olacak” derken bile sadece yandaş kanalların alana alınacağını bilmiyorduk elbet.

Başladı konuşmasına, bir gram ses titremesi, nabız değişikliği olmadan; müthiş bir vicdansızlıkla paketten çok icraatlerini sıraladı. Bakmayın icraat dememe de, “paket nasılsa kabul edilmeyecek bari öyle şeyler söyleyim ki yine cehape’yi suçlasın halk” mantığında hazırlanmış bir konuşmaydı. Muhalefet korkaktı ve bunlar halkın yanındaydı. Gezi olayları sırasında öldürülen, yaralanan insanların, hükümetin “DAĞIT” emrine kurban gittiklerini hatırlatmaya gerek var mıydı ? Ya da korkak diye nitelendirilen “Gürsel Tekin’in, Sırrı Süreyya Önder’in, Muharrem İnce’nin” bizlerle nasıl direndiğini mi anlatmalıydık? “Aylin Kotil’ in” kadın başına (!) nasıl bir yürüyüşü korkusuzca göğüslediğini de anlatsak anlar mıydı? Ben sanmıyorum.

“Bu paketi canı yananlar, gözü yaşlı kalanlar anlar” dedi zat. Sormak lazım, Ali İsmail’in, Ethem’in, Abdocan’ın, Mehmet’in, Ahmet’İn, Berkin’in, Hasan Ferit’in ailelerine, artık çok demokratiğiz, dindi mi acılarınız diye? Bu ülke için canını veren bu çocuklar bırak “şehit” sayılmayı terörist ilan edilmedi mi? “Esma” için ağlarken kendi ülkesinin evlatları için kılı kıpırdamayan bir adamdı işte bu zat. “Sahi her dilden, her kökenden, her düşünceden değil miydi kayıplarımız?” diye düşünmedim değil, ne yalan söyleyim, başını yine ABD’ye öyle çevirmiş ki kendi ülkesini unuttu sandım.

Ve perde açıldı; “11 yıldır BİZE karşı durdular, yine duracaklar; ama BİZ inandığımız yoldan vazgeçmeyeceğiz” dedi, ötekileştirmekten dem vururken. Yıllardır istenen ana dilde eğitim hakkından bahsedecek sanırken “Andımızı da kaldırıyoruz” o halde dedi, ne olsa “Türk’üm” geçiyordu içinde, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diyorduk, gereksizdi. “Herkese özgürlük” diye bağırdık gezide, doğru. Herkesin okuma, çalışma hakkı var, kapalı olduğu için geri kalmamalı bu haklarından bu da kabul. Ama bu adamların zihniyeti o kadar “yav bırak zihniyeti, ben hepinizi aynılaştırıyım da görün” ki kabul edemedim söylediklerini. O kadar İran düşmanı ve o kadar rol modeli ki, üzgünüm kapalı arkadaşlarım; nasıl ki mini şortuma “bu kız aranıyor” diye bakıyorlarsa; ben de bu adamın “türban” davasını aynı noktada tutuyorum. Meclisten geçmesini için için istemekle beraber, “hangi meclis yahu? bilet bakmaya başlıyım ben en iyisi yurtdışı için” düşünceleri de sarmıyor değil beynimi. Düşünsenize, “hoşgörü” dedi ama biz “hoşgörülü olamayışımıza kurban verdik” diyen basın yoktu. Size inandırıcı geldi mi sahi?  

*Anayasa paketi sürecini hatırlarsınız, aynısının laciverti hesaabıı 

Görsel