Tamam Mı? Bu Dönem De Böyle Biter Mi?

Selamlar sevgili dostlar, dost kalanlar. Seçime azıcık kaldı, ne durumdasınız, heyecan var mı sizde de? Nedense çok uzun zamandır yani oy vermeye yaşım yettiğinden bu yana ilk defa umut taşıyorum içimde. İlk defa bazı şeylerin değişebileceğine dair, güzelleşebileceğine dair bir umut var. Bir yandan da ya yine oyunlarla, hilelerle devam ederlerse diyorum kendi kendime, bazen de arkadaş ortamlarında. Erken seçim muhabbeti ortaya ilk atıldığında “yani her koşulda gelir de” dedim, yalan yok, hatta nedense Meral Akşener ile kapışacaklarını düşündüm. Burada Sayın İnce’ye bir özür borçluyum. Çünkü adam yıllardır görmek istediğimiz, hayalini kurduğumuz şeylerden bahsetmeye başladı. Uğruna capsler yapıldı, O hep gülmeye devam etti. AKP’nin yıllardır yaptığı gibi “benim bacım, benim Van’ım, benim atım, benim katım, benim gemiciğim” diyerek ayrıştırmadı kimseyi. İyi de yaptı.

Yaşım 27 ve ben henüz 11 yaşındaydım AKP ile ilk tanıştığımda. Babamla gecenin bir yarısına kadar ekran başındaydık, seçim sonuçları vardı ekranda ve ne yazık ki tüm orta gelirli aileler gibi babamların da işi pek iyi gitmiyordu, 2000 krizi onları da büyük vurmuştu. Bu sebepten de “işte, bir umut” dediğini hatırlıyorum babamın. “Belki bunlar çözer bazı şeyleri” Dedim ya; henüz 11 yaşındaydım ve ekonomik krize sebep olabilecek etkenleri bilmiyordum. Ama dışarıda çok şiddetli bir yağmur yağıyordu ve babamın umduğu / düşündüğü şeylerden çok farklı konular geçmişti aklımdan. Mesela bu adamın yüzü; çok korkunç bulduğumu hatırlıyorum. Sonra, hapisteydi ve ona vekaleten daha çok gülümseyen başka birisi başbakan olmuştu. Hani bazen kelimelere dökemediğiniz hisler vardır ya; işte bende o tarz hisler çok olur, özellikle de hiç tanımadığım insanlardan aldığım ilk izlenimde yüksek oranda yanılmam diyebilirim. (Laf aramızda bu yüzden bana fal baktıranlar bile vardı 🙂 ) Neyse işte bu iki adama karşı aklımdan geçenleri de hiç tanımlayamadım. Tek bildiğim bir iticilik vardı ve 11 yaşındaki aklıma göre Ecevit iyi birisiydi.

İşte o günden bu yana ben hep “zaten bunlar gelir” düşüncesiyle yine de şansını deneyen muhaliflerdendim oy kullanırken. Aklım çabuk ermeye başladı ama siyasete. Okulda Odysseus okurken dehşet sıkılırdım ve 7/24 Cumhuriyet gazetesi okuyabilirdim. Neden o kadar ağır bir gazete ile başlamıştım bilmiyorum, belki de bu sebepten AKP’li olan herkes tarafından Ateist ve Komünist olarak yaftalanmıştım. Halbuki ben Ateist değildim, sadece sorguluyordum, çünkü malumunuz ergenlik dönemlerinden bahsediyorum, yaş 15. Ki hala sorguluyorum; sanırım ergenlikten daha da çıkamamışım 🙂 68 kuşağına, Tek parti ve DP dönemlerine dair okuyordum. Çünkü Osmanlı’yı değil, o dönemleri merak ediyordum. Okulda anlatmıyorlardı yakın Türkiye tarihini, ben de tüm paramla o konulardaki kitapları alıp okuyordum. Tabii evde o kadar çok siyasi kitap olunca, hiç siyasi gerilim dönemine tanık olmayan anne ve babam da evimizin basılıp, benim tutuklanacağımı düşünüyorlardı. Bana saçma geliyordu ama demek ki gerçekten de böyle bir dönem başlamıştı, farkındaydılar. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşım 16, tabii yine oy kullanamıyorum, o zamanlar da Emin Çölaşan yazılarına sarmış durumdayım. Hatta öyle ki; O’nun ve diğer yazarların beğendiğim tüm köşe yazılarını kesip biriktiriyorum, kendi çapımda arşivimi hazırlıyorum işte. Diğer adayları tanımıyordum, Abdullah Gül’ü sevmiyordum ve Ahmet Necdet Sezer’in de gitmesini istemiyordum. Yani çözüm önerim olmadığı gibi sunulan hiçbir şeyi de beğenmiyordum; tam ergen! Oy zamanı geldi yaşım 20 yani 2011 genel seçimleri, CHP’de bir değişiklik olmuş, yılların Deniz Baykal’ı gitmiş ve yerine görsel olarak rahmetli Bülent Ecevit’e çok benzeyen bir adam, Kemal Kılıçdaroğlu, gelmişti. Ama yine de millet değişiklik istemiyordu belli ki yine seçilen AKP oldu. Balkon konuşmasında bıyık altından güldüğünü hatırlıyorum R.T.E’nin, hani böyle ağzını yaya yaya “nooooollllduuuuuuu” diyip bir de hareket çekecekmiş gibi. Zaman ilerledi ve gençlik tarihimin “içinde bulunmasam, ölecektim” diyeceğim olayı yaşandı: Gezi Parkı olayları. Yıl 2013 ve ben mezun olmuş, kapitalist düzene ayak uydurmaya çalışan ama bulduğu kıvılcımla ateş almaya hazır 22 yaşında genç bir birey. Ergenlik bitmiş bitmesine ama aktivist ruhum daha bir deli, daha bir cesaretli. İşten çıkıp koşarak gittiğim, arkadaşlarımla gaz yiyip, bazen korkuyla, bazen güvenle kalabildiğim yerdir Gezi Parkı. Hala her gittiğimde o kalabalık, işgal altındaki hali gelir gözümün önüne. Sokak köpeklerinin bizi korumaya çalışmaları, gitar çalan çocuklar, telefonlarımıza sahip çıkan çevre oteller ve yüzü gülen, elinde kitabı olan bir sürü insan. İşte bu dönemde daha da depreşti benim hükümet karşıtlığım. Bizi kendilerinden ayrıştıranlara karşı el ele vermiştik cevabı ama nafile; oy oranları azalmıştı ama hileler yaptılar ve yine koltuğu bırakmadılar.

Ben 27 yaşındayım. AKP hükümeti ve R.T.E. bu ülkeyi yönetmeye geldiğinde 11 yaşındaydım ve henüz ilkokula gidiyordum. Şimdi 6 yıllık iş tecrübesi olan, bir şekilde yurt dışında okumuş ve çalışmış, kendi ayaklarının üstünde duran, cesaretli ve gözü pek bir Türk kadınıyım. Geride bıraktığım 16 yıl boyunca yol yapıldığından bahsedenlere; öldürülen gençleri, kapatılan internet sitelerini, para birimimizin kaybettiği değeri, yıllardır kandırıldığımız AB süreçlerini, kaybettiğimiz komşularımızı ve kazandığımız düşmanları, sınıflandırılan insanları, azalan orta sınıfı ve artan fakirleri, yandaş düşüncede olmayan askerlerin, yazarların ve bilginlerin cezaevlerine gönderildiğini, tek yüzükle gelip yine onunla gideceğini söyleyen bir adamın devlete ait tüm fabrikaları satıp nasıl da dünyanın en zenginleri arasında olduğunu, sırf düzgün eğitim alınsın diye artık herkesin çocuklarını özel okula gönderdiğini çünkü devlet okuluna atamaların yapılamadığını, atanamayan öğretmenlerin polis olup çocuk yetiştirmek için eğitim alan bir kişinin yine aynı çocuklara gaz sıktığını, yapılan köprüler devlet tekelinde olmadığı için çok pahalı olup geçemediğimiz halde vergisini ödemek zorunda kaldığımızı, salt bir bakışla AKP’yi anlatan ve güya devletin kanalı olan TRT’yi izlemediğimiz halde vergisini ödediğimizi, eşim gibi 14 yaşında askeri liseye başlarken hayali askeri savcı olmak isteyenlerin yolunu kapatıp, bir nevi meslek okulu olan imam hatiplilerin üniversite sınavına girmesine yol açıldığını, akabinde sanki o okullar yapmış gibi binlerce asker yetiştiren ve ülkenin en kaliteli eğitim sistemine sahip olan askeri liselerin kapatılmasını, eşimin gözlerinden düşen o damlayı, kendi evlatları askerlik dahi yapmamışken güç savaşlarına kurban ettikleri vatan evlatları için kelle demelerini, yine aynı okulu kapatıldığı için ağlayan eşimin ve diğer asker arkadaşlarının ( o kardeşim demeyi daha çok seviyor ) her gün haberlere bakıp isim ararken yaşadığı o nefesin kesildiği anı, en yakın arkadaşının nihayetinde Afrin’den Lüleburgaz’a tayin edildiğini öğrendiğindeki oh deyişini ve daha nicelerini anlatmaya devam edeceğim. Tabii sözüm çoğu kişiye ulaşmayacak, nihayetinde beni anladıkları kadarını aktarabilirim onlara. Bir çocuğun kadına dönüştüğü ve bu zaman diliminde yaşadıklarını okudunuz. Sizce de artık değişim zamanı değil mi? Sizce de artık #tamam değil mi?

Oylar çalınıyor diye sızlanmaktansa oylarımızı korumak için gelin siz de müşahit olarak destek olun. https://sandik.oyveotesi.org/

Hadi hayırlı seçimler! 🙂

Reklamlar

Sevişmek mi? O da ne?!

image

Bu haftanın en çok konuşulan olayı LGBT Onur yürüyüşüydü belki de. Tüm dünyada aynı gün gerçekleşen bu yürüyüş, bedeniyle ve tercihiyle barışık kalmayı becerebilmişler için sonu gelmez bir başlangıç aslında. “Velev ki ibneyiz, ama kabul edin dönmeyiz ve burdayız.” dediler bağıra çağıra yasaklar diyarında. O kadar da haklılar ki, anlatamıyorlar durumu da bizim millete. “Arkadaşım madem dine, Allah’a inanıyorsun, e o halde beni böyle yarattığına neden inanmıyorsun?” “Yok madem inanmıyorsun, o halde beni neden yargılıyorsun?”
Hebele hübele diye kalıyo sonra bizim “hiiii Allah korusun Şaziye teyzenin oğlu dönme mi olmuş? ” diyen Muradiye Hanım. Hayır benim anlamadığım bu ülke adamın dibi, arabeskin babalarını sevdiği kadar Zeki Müren’i de sevmedi mi topuklu ayakkabısı, sürmeli gözleriyle? Huysuz Virjin diye gülmediler mi yıllar boyu Seyfi Dursunoğluna? Bülent Ersoy’un sesiyle mest olmadılar mi? Madem bunu kabullenebiliyorsun ünlülerde, Hüseyin amcanın biseksüel kızından ne istiyorsun? O da böyle hissediyor, ne karışıyorsun?
Ama işin en acı yanını elinde “yaşasın eşcinsel aşkı” pankartı taşıyıp öpüşerek ilerleyen gay çiftte gördüm. Evet çok yakışıklı ama gaylerdi. Ama sorun bu değil, sorun, makul sayılan çiftin, yani kadın ve erkeğin, evli dahi olsalar, yol ortasında öpüştüğünü gördüğü an “cik cik eviniz barkınız yok mu sizin, terbiyesizler!” Diyerek dövmekten beter eden toplumumuz. Ama adam da haklı, hayatında hiç sevmemişki! O gay çift gibi, toplum tarafından “hiç” olmayı göze almamış ki. Hiç köprüleri yakmamış ki bi kadın için. O nasıl anlasın, kadına bile mümkün değilken onun aşkı, erkeğin erkeği nasıl sevdiğini.. Artık nasıl dürtüler bastırmışlarsa içlerinde, asansör dayıları olarak çıktılar ya karşımıza. Ama o video evlatlarının olsaydı, seyreyleyin cümbüşü.

Millet bi acayip a dostlar. Hoşgörüyü geçtim, sevgisiz bu millet. Mesela başbakan.. :Ne yazikki aşık değilim eşime” demiş uzun yıllar önce verdiği bir röportajda. Daha geçen yıl da “büyük bir aşkla evlendik” demiş. Kadına da yazık şimdi, bunu duymak için 30 yıldan fazla zaman beklemek zor zanaat. E bu adam sevgisiz, üstüne üstlük saygısız, hadi kadın çocuklar var diye, geleceği parlak diye devam etmiş evliliğe, ki bu benim teorim, sen niye devam ediyorsun, ey Aziz Nesin’i haksız çıkarasıca milletim? Sen neden hala saçına toka, beline kemer yapıyorsun? Fantazisine ithal eden de varmış, aman Allah sen koru! Yani adam 12 yılda soymuş soğana çevirmiş. Anana sövüp, babanı maden ocağına gömüp, gencecik evlatlarına parkı zindan etmiş, sen neden hala “uzun adam güçlü irade” diyerek insanın asabını bozuyorsun? Evet doğru uzun adam da, arkadaş bunun eli uzun, kolu uzun! Adamlık konusunda da çeşitli şüphelerim var, ama alenen yazarsam sonum iyi olmaz, bi de bu korkum var! Allahtan çok tıklanan bi blog değil de kulağına gitmez birilerinin..
“Karşımıza birini çıkar da ona oy verelim!” Ciler var ya hani, birini beklemeyip öne çıkmak isteyenleri yakıp yıkmasaydın, yurt dışında yaşamak zorunda bırakmasaydın, şimdi ne “terörist müslüman” olarak geçerdi adımız Orta Doğu ile beraber, ne de Amerika’nın insanlıktan bihaber planlarının baş ortağı olurduk..

Hayat işte pek acayip, altı üstü kuşlar uçuyor. Ama bence Türkler daha da acayip.

Sen kalk imparatorluk kur dünyaya hükmet, sonra karı, kız, içki derken şimdi otur Irakla Suriyeyle uğraş. Ah ahh içki demişken, şu “uzun adama tapanlar” ayyaş diyordu ya hani Atatürk’e, bizim ayyaş elde avuçta bulduğu parayla, geleceği olan başarılı öğrencileri Avrupa’ya gönderdi, memlekete faydalı olsunlar diye. Sizin dindarlar da daha 21 yıl önce bugün toplayıp 37 aydını yakıverdiler, göbeklerini kaşıya kaşıya. Şimdi inandığınız Allah katında kaç insana bedeldir Ata’nın içtiği rakı? Kaç günahla çarparsınız Ondaki sevabı?
Ama boşverin düşünmeyin siz, düşünürseniz, devreler yanar maazallah. Agustosta kömür de dağıtamazlar, siz onu düşünün bence, bu sefer neye satacaksınız memleketi?