Yıl Olmuş 2018

Selamlar sevgili okur, duydum ki; hasretimden prangalar eskitmişsiniz, nerede kaldı bu kız? demişsiniz, duydum ve yettim garii. İşe başladığımdan bu yana bloğu baya boşladım farkındayım, ama affedin olur mu? Aslında hep bir şeyler yazmak istiyorum ama sanıyorum ki ilham perimi kaybettim, aklıma tek kelam gelmiyor size anlatacak.

Durun bi kafamı toplayıp tekrar düşüneyim; evlendiğimi biliyorsunuz, Yunanistan’dan ayrıldığımızı, Malta’ya gitmeye karar verdiğimizi, sonra Türkiye’de kalma kararını nasıl aldığımızı, benim yüz yıllarca süren ev hanımlığımı ve bundan ne denli sıkıldığımı, benim genel itibariyle sıkıldığımı, nihayetinde işe başladığımı, bunları hep biliyorsunuz. Resmen nasıl da konuşmaya açsam, gözler önünde yaşadığım 1 sene daha bitiyormuş da haberim yokmuş. Bir de 2017 yılı için yazdığım yazıda neler demişim, neler yaşamışım. Yok resmen büyük konuşmanın önde bayrak taşıyanım. Neyi yapmam desem yapmışım yine. Evlenmeyi kastetmiyorum bu sefer, tamam henüz evli gibi hissetmiyor olabilirim, ama bu evlilik kurumunun beklentileriyle alakalı. Vardır ya hani, sanki evlenince kılık kıyafetin, konuşma tarzın hep değişir gibi. Çevremdeki herkesin öyle mesela, evlenince sen de değişirsin gibi ya hani; işte o bende hala yok. Yani belki de hala çocuk gelin gibi hissetmemden kaynaklanabilir bu kabullenmeme, ama ne bileyim eve her dışarıdan yemek söylediğimizde bile bunu hissediyorum. Çünkü malum bizim kültürün evlilik anlayışında ya 3 çeşit yemek yapabiliyorsundur, sunumlar hazırlıyorsundur ya da durumun daha iyiyse dışarıda “sevdiklerinle bir araya” gelmişsindir. Bu lafa da bayılıyorum ya; zenginsen kesin sevdikleriyle bir araya geliyor insanlar da, fakirsen “arkadaşlarla takılmak” neyine yetmiyor 🙂 Neyse konu dağılmadan anlayın siz beni, işte bu sebeplerden çok da bir evlilik kurumundan etkilenmedik.

 

Benim bu sefer takıldığım büyük konuşmalarım ülke sorunlarına dışarıdan bakmakla ilgili olanlar. Yani önceki yazıyı ve şu son seneyi okuyanlar ya da bilenler arasında umarım benden başka fesat yoktur. Zira kendi kendime “neymiş ülke dışında yaşıyormuş, nooollduuuu, geldin miii Kurtköy’e???” diyebilirim ancak bir başkası dediğinde pek de kibar olamam tahmin edersiniz ki. Ayrıca Kurtköy nedir ya Kurtköy nedir? Sen kalk son 5 sene içinde Hem Archway’de hem de Syntagma’da yaşa sonra kalk gel Kurtköy’e. (At, eşek muhabbeti, anladın sen.) Ama hakkını yememek lazım, ille de İstanbul’da yaşayacaksam Bahçelievler mi Kurtköy mü? Açık ara Kurtköy. Sessiz sakin bir kere, geniş geniş yaşıyorsun buralarda. Tam yeni konut reklamları gibi sizin anlayacağınız, şehrin içinde, gürültünün dışında. Zaten artık ben de idrak ettim dertlenmeyin, sevsem de sevmesem de benim evim İstanbul ve ben evcimen birisiyim. Yaa gördünüz mü, bir büyük konuşma daha. Neymiş fingir fingir gezebilirmişim, otel odalarında yaşayabilirmişim, uçaklar en bi sevdiğimmiş!! Külliyen yalan! 2017’nin ilk yarısında deli gibi gezmiş olabilirim ama son yarısında yaptığım en keyifli şeyi söylüyorum müsadenizle : 16461813. defa Hatırla Sevgili izlemek. ( Herkesin bağımlılığına kimse karışamaz!) Hayır tam diziyi 16461814. defa bitirdim bu sefer de ısrarlarıma dayanamayan Ereniko, Phenomaniac Gaming adıyla Youtube kanalı açmaya karar verdi. Çocuklar gibi görmeniz lazım, gerçi blogun ilk zamanları ben de öyleydim, kaç kişi okumuş, kaç kişi beğenmiş bütün günü istatistiklerle geçiriyordum. Gerçi onun işi daha kolay, zaten sürekli oyun oynuyor ve oynarken arkadaşlarıyla muhabbet ediyor, şimdi tek yaptığı bunu yayınlamak. Ama benimki öyle mi yok anlatacak konu bul, aman gramere dikkat, sakın sivri dilli olmasın derken kendi kendimi sansürlüyorum. Evet, bu sansürlemiş halim! 🙂

Ay daha fazla izledikçe senaryo da değişir, Yasemin artık Necdetciğimi sever sanmıştım 😦

Neyseee, sonuç olarak  hazırsanız 2017 yılından dilediğim azıcık uçuk hayallerimi biraz mantıkla birleştirip, merakla beklediğiniz 2018 planlarımı açıklıyorum:

  • Piyango zaten bana çıkacak bildiğiniz gibi; klasik evli triplerine girip ev, araba, yazlık, kışlık ve jet alacağız.
  • Bitcoin üzerinden trilyoner olup, gelirin hepsini yardıma muhtaç çocukların eğitimine yatıracağız.
  • Şu vize derdi kalksın diye bir de San Francisco’dan bir ev alalım diyorum, Erenikom çok seviyor da 🙂
  • Business bazında da sanırım 3D pastacılık bence ideal!

Yukarıdakilerin hepsi bir piyangoya bakar ve sanıyorum ki ben şans oyunlarındaki şansımı Ereniko’yu bularak savmış olabilirim. Bu yüzden 2018 hepimize sağlık, mutluluk ve iç huzuru getirsin, egolarımızı ve benim o dillere destan sinirimi alıp götürsün.

Güzel bir sene geçirin e mi? Hadi şimdilik çüüüüzzzzz!

Reklamlar

Cahildim dünyanın rengine kandım!

“İzinli olmak hiç bana göre değil sevgili okur. Özellikle de param olmadığından mütevellit evde oturmak zorunda kalıyorsam işte o zaman siz düşünün. Zira ben düşünmekten kafayı yiyeceğim. Bugünün sorunu Avrupa Birliği. Ama öyle politik olarak falan düşündüm sanıyorsanız fena yanıldınız. Benim olayım tamamıyla sınırların yaşattığı gerginlik. Yani şöyle ki, güzelce bir bavul hazırlayarak 5 ay Barcelona’da, 1 yıl Boston’da diyerek örümü tamamlamak istiyorum. Her bir yerde de kariyer peşinden koşmadan, hayatımı devam ettirebileceğim işler bulabilmek istiyorum. Ama gel gör ki tek sahip olduğum şey olan Türk pasaportu buna izin vermiyor.

Neymiş efendim bilmem ne yasasına göre Avrupa Birliği vatandaşı değilsem oralarda çalışamazmışım, haspam! Nasıl bir hayat yaşayacağımı belirleyen şeyin pasaportumdan ibaret olması beni resmen çıldırtıyor. Hayır, anlamadığım şey şu  dizi filmlerde insanların başına gelen o müthiş ötesi fırsatlar bana neden rastlamıyor onu anlamadım işte.” diye başlamışım bundan yaklaşık 1 yıl önceki yazıma. Halt etmişim.

Çekirdek ve batak da olmasa n’apardık?!

 

Şimdi neden kendimle bu denli çeliştiğimi bilmeyenler için durumu açıklamak istiyorum. Malumunuz yaklaşık 2,5 yıl Atina’da yaşadıktan sonra, eş durumundan Malta’ya taşınmaya karar verdik. Bu sebepten de artık Türkiye’ye dönelim, 15 – 20 gün yapamadığımız balayını Ege sahillerinde toza dumana katalım, aile ve arkadaşlarla da hasret gidip yeni memleketimize gidelim dedik. Ama o iş hiç de öyle olmuyormuş, bunu öğrendik. Şöyle ki, Malta’da bize söylenen süre uzadı gitti. Ortalama 1 aylık “tatilimiz” yalan oldu. Zira biz para kazanmadan para harcamanın Bihter Ziyagil’e has bir durum olduğunu unutmuştuk ve yine tekrar etmek istiyorum; iyi halt yemiştik.

İşaretim sana; göçebe ruhum!

Şimdi 2 gün annemlerde, iki gün Erenikolarda, iki gün de sağolsun best man’de derken daha bir ay bile olmamışken döneli, ben 5 ay gibi hissediyorum a dostlar. Ortada ne düzen kaldı ne başka bir şey. Tabii bizi el üstünde tutmak için elinden geleni yapan bu denli insana haksızlık etmek gibi olmasın ama; insan kendi koltuğunu, televizyonunu, bardağını arıyormuş. Bundan sonra ağzımdan çıkacak olan “göçebe hayat” sözü için ıslak odun bulundurun lütfen yakınlarınızda, zira bu 3 ev arasında bile ömrüm çürüdü yahu. Yaz sıcağı gelmiş zaten, bir de malum Ramazan Türkiye’de biraz sert geçiyor derken, o metrobüs hiç çekilmiyor yeminle.  Sanıyorum ki şurada geçen 1 ay bana hayatımın dersini vermiş oldu. Siz siz olun işleriniz tam olarak kesinlik kazanmadan hareket etmeyin gençler. Bir de sakın ola ki gezip tozmak ile göçebeliği bir tutmayın. Erenikomun her zaman söylediği gibi; “gidip gezelim ama, sonra da evimize dönelim.” Dönelim tabii ya. Dur bari Malta’dan ev bakayım da zaman geçsin. Haydi siz de bana iş bulun da keyfimiz yerine gelsin. Öperim gözlerden.

Güzel şehirsin vesselam

Sinirlerimi Aldırdım, Tatildeyim

Sizi bilmem ama ben tatilden sonra işe alışamayıp, bununla da kalmayıp sinirli, cazgır birisine dönüşüyorum sayın okur. Bir de öyle bir bünyem var ki maşallah, saniyesinde alışırım tatile. Sonra da vay efendim Erensu bugün çok gergin. Sensin gergin! Yahu o kadar dinlenmişim, etmişim, Arap Şükrü’ye özenip bronzlaşmışım falan, hoop birşey buluyorlar beni delirtmeye. Neymiş efendim müşteri çok sinirliymiş, neymiş efendim bu telefon çöp müymüş. Ya sabır. Hayır ben de sinirliyim, beni nereye aktarıcan acaba? 😒

Neyse bugün yine tamam biraz sakinleşeyim derken, aldım yoğurdumu, salatalığımı evime gidip cacık yapıcam. Zira, Yunan ellerinde sosunu yemekten gına geldi, biraz böyle annem yapmış gibi olsun istedim. Neyse bindim otobüse, eve dönüyorum, o kadar yer varken dangozun biri sen kalk yanıma otur. Bir de ayırdı bacaklarını, daha ne kadar rahatsız edebilirdi bilmiyorum artık. Ofluyorum pofluyorum yok, bana mısın demiyor. En son bir atarlandım kalktım yanından, indi benimle beraber. Kafasına yiyecek yoğurdu haberi yok. Neyse başka yöne gitti de, ulu orta cazgırlaşmadım.

IMG-20160514-WA0009

     ” Nasıl da sakin bir insanım aslında “

 

Neyse, gelelim bizim tatil mevzuuna. Bilen bilir, seyahat etmeyi ne kadar seviyorsam, coğrafyadan da bir o kadar uzak bir insanım. Yani şöyle ki Antep’e 2 bilet aldım hadi gidelim dersen 20 dk içinde havalimanında olurum. Ama Antep’in yerini sorarsan işte orada bozuşuruz. Mesela Burdur. Yahu B harfiyle başlayan şehirlerden Balıkesirle Bursa dışında hepsi Doğu Anadolu’da bence. Ama öyle değilmiş, Burdur baya baya Antalya’nın üstündeymiş. Bir de bana kalkmış diyorlar ki hiç harita da mı çizmedin? Benim çizdiğim haritayı görseler hayata küserlerdi haberleri yok. 😂

 

IMG-20160516-WA0006

 

Burdur bir yana, hazır hava güzel olacak Agistri’ye gidelim dedi sevgili kişisiyle. Biraz dinleniriz, denizi de güzelmiş diyerek aldık biletleri. Şimdi ben bir yere gitmeden önce araştırma falan yapmadığımdan, sağ olsun her birşeyi o halletti. Bilmeyenler için söyleyelim, Agistri, Pire’den 70 dk mesafede bir ada. Ben geçen yıl Merveyle gitmiştim ama, gittiğim yerin Egina olduğundan da adım gibi emindim, taa ki Egina’nın önünden geçene kadar. Feribot tam durdu, hadi inelim geldik diyorum, neyime güveniyorsam. Hayır sevgilim, önce Egina var, Agistri değil diyor sevgili kişisi de. Böyle Egina mı olur, nerde beyaz kilise, hem yol var burda, burası küçüktü dedim. Açtı önüme haritayı, çok anlarım ya. İlkokul öğrencisine anlatır gibi, bak önce Egina diye başladı anlatmaya. Neyse ikinci durak geldi ve ben ayaklarım toprağa bastıktan sonra kabul ettim, daha öncesinde de Agistri’ye geldiğimi. Neyse, indik yerleştik falan derken, Mikail’in bizimle bir alıp veremediği var diye düşünmeye başladık. Zira ne zaman tatile gitsek, cenaze havası mübarek. Neyse öğlen oldu, güneş açtı derken, resmen şeker şurup gibi birşey oldum. Aslında kamp adası olarak biliniyor orası, ama o kadar çok kamp yapmak yasaktır uyarısı gördük ki, emin de olamadık. Adanın arka taraflarına gitmedik, o yüzden çok birşey söyleyemeyeceğim. Skala, zaten limanın da olduğu merkez, Megalachori de 2km mesafede bir bölge ve biz bu kısacık tatilde 6kmden fazla yol yürüdük sayın okur 😒 Neyse yorulduk ettik derken, akşam yemek siparişi veriyoruz, altı üstü 3 4 meze ve ana yemek söyledik. Kadın bize resmen yeter dedi. Şaka değil, cidden söyledi bunu. Ama bir yemekler getirdi, of yani. Canım Ege mutfağı, sen çok yaşa.

IMG-20160516-WA0005

 

Ertesi gün daha da fena, yağmur yağdı yağacak, millet hırkayla oturuyor, biz çipil çipil denizde. Bir de taş sektirmeyi öğrettim Eren’e. Ortamlarda tam tersini söylerse inanmayın, ben zaten biliyordum. 🙄

Bu arada yazılarımı beğenip, daha çok yazmam için beni teşvik edenlere de çok teşekkür ederim. Siz bir tanesiniz! 🙂

Göçebe Hayatın Askerleriyiz

Son günlerde en çok duyduğum soru “Yunanistan’da hayat nasıl?” oldu, a dostlar. İyi iyi; çok iyi, diye geçiştirdim her birini de. Ama bu cevap yeterli olmuyor anlaşılan ki, ” ee daha daha, anlat biraz yahu” ya döndü iş. Madem öyle, buyrun size Yunanistan. Sonra; yok ben okumadım, vay efendim senin blogun mu vardı gibi şeyler duymam inşallah. Şimdi öyle bir ülke düşünün ki, dilinden bir halt anlamayıp, şakır şakır iletişim kurabiliyorsunuz. Zira buradaki kastım beden dili değil, İngilizce. Ülkedeki herkes, ama herkes, İngilizce biliyor. Hal böyle olunca “Ena latte kreo parakalo” (Latin karakterleriyle, okunuşuna göre yazdım, zira bilmediğimi baştan belirttim.) demenizle, Can I have a ice latte please arasında pek de fark olmuyor. Bu sebepten çok kasmayın derim ille de Yunanca öğrenicem diye. He yok ben gittiğim, yaşadığım ülkenin dilini öğrenirim derseniz o başka. Zaten dil dünya üzerinde toplam 13 Milyon kişinin ana dili olmak üzere kullanıldığı için ben pek şey yapmadım açıkçası, tercih sizin.

İletişimi hallettiniz, şimdi sıra geldi günlük yaşama. Şimdi bu ülke çok sıcak arkadaşlar. O kadar sıcak ki, mevsim bahar, gönlüm şen olsun istiyorum, olmuyor. Ben Haziran’da nefes alamazken, öyle bir Ağustos geliyor ki, aman Yarabbi, evlerden ırak.  Öyle dışarıdan bakıp eski evleri görünce darlanmayın ama hemen. Hemen hemen her evde en az bir tane klima var. Neyse ki. Bu kadar güneşi bol bulduklarından mıdır, yoksa doğalgaz mı pahalı geliyor bilmiyorum ama; ısıtma sistemleri elektrikli. Yani bu, şu demek oluyor; duşa girmeden yaklaşık 30 dk önce sıcak suyu açacaksın, o bir kıvama gelecek. Sonra da hızlı hızlı duşunu alacaksın. Yok efendim ben uzun banyo saatlerinin insanıyım diyorsan, pek de Yunanistan’a yaklaşma derim. Hemen buz gibi oluverir, görürsün keyfin kaç bucak olduğunu. Ülke bu kadar sıcak, deniz bu kadar mavi olunca, işten saat kaçta çıktığının pek de bir anlamı kalmıyor. Zaten Atina’da gidebileceğin maksimum uzaklık 1 saati geçemeyeceği için (Glyfada’nın ötesini saymadım) , insanlar deniz tatili için debelenirken, sen paşa gönlün istediği an bronzlaşabiliyorsun. Ama baştan uyarayım, Instagram takipçilerin sırra kadem bassın istemiyorsan, öyle Allah’ın her günü de fotoğraf paylaşıp, çıldırtma insanları. Yazıktır, günahtır. Aldığın ah’larla başına güneş geçer, demedi deme.

_20160430_185947 (1)

 

Bütün bunlar iyi hoş da, bir de çalışmak kısmı var ki, keşke hiç olmasa dediğimiz. Oldu da Yunanistan’dan iş buldun ama şirketin önerdiği parayı beğenmiyorsun, canım ya. Yahu o kadar ucuz bir ülkeden bahsediyorum ki, 2000 eu ile zengin, 1000 eu ile orta halli bir insan evladısın burada. O yüzden para mevzusunu çok da şey yapma. Zaten Yunanlar bu konuda komik insanlar; zira çalışmayı pek de sevmedikleri için, bol miktarda ücretli izne tabii tatilleri var. “Çalışmayı ne kadar sevmiyor olabilirler?” diye geçirdin ya hani içinden, şöyle söyleyim, Resmi tatil olan 1 Mayıs İşçi Bayramı, bu yıl Paskalya Bayramıyla aynı güne denk geldiği için, 3 Mayıs’a taşıdılar. Yani, hem 1 hem de 3 Mayıs bizim için tatil sayılıyor. Gerçi benim çalıştığım şirkette ne Türk bayramları ne de Yunan bayramları devreye girmediği için, biz de bunun ekmeğini double maaş olarak yiyoruz. Ama benim en çok güldüğüm şey, bağımsızlık bayramı oldu. Adamlar, Türklerden kurtuldukları günü resmi tatil ilan etmişler, ancak burada çalışan Türklere çift maaş ödüyorlar, canlarım ya. Her şey bir yana, zaten resmi tatil olmasa bile tatil yaratmaktan kolay ne var. Dakika başı grev var arkadaş. Bir gün otobüs çalışmaz, bir gün taksi ara da bulasın. Ee, ama iş? Hakkımı almadım, çalışmam derler. Taksici mi olsam n’apsam?!

IMG_20150425_184333

                                                                                      ( O eski halimden eser yok şimdi ) 

 

Ben de şu lanet olasıca stikerım çıkana kadar grev yapmayı planlıyorum. Gitmiyorum işe falan, hadi bakalım, hodri meydan. Yahu hem Avrupa yollarını dar et bana, hem de çalıştır, yok ya, başka arzun? İnsanlar her söylediğimde dalga geçiyorum sanıyor ama, ben cidden sevmiyorum çalışmayı ya. Neymiş medeni dünyanın bir getirisi olarak, kadının toplumdaki yeri. Yahu ben şu göçebe dönemdeki hayatımı geri istiyorum sadece, hepsi bu. Dernekler açayım, çocuklara dersler vereyim, dünyayı gezeyim; ama bu esnada da “para mı, o da neymiş?” saflığında takılayım istiyorum. Çok mu? Sanıyorum ki bizim ailenin kütüğünü tekrar bir kontrol ettirmekte fayda var. Zira ben Yozgatlı falan olamam, baya buram buram Yunanmışım da haberim yokmuş bence. Ayrıca her aklıma geldiğinde, ki sevgili kişisi bunu bol miktarda hatırlatıyor, bizimkilere sormak istiyorum, neden Yozgat canısı? Yeryüzünde başka toprak mı kalmadı, ne bileyim ille de Türk olacaksak, bir İzmirli, efendime söyleyeyim bir Adalı falan olamadık da, Yozgat’a mı göçtük gerçekten? Yahu sen kalk taa Orta Asya’dan gel, Yozgat’a yerleş, tövbe yarabbim. Sonra da yok efendim biz aslen Kayseriliyiz de bilmem ne. Sanki ne farkı varsa.

Neyse sinirleri yıpratmaya gerek yok, hava hala zilyon derece sıcak olduğu için, ben denize gidiyorum, atarım birazdan fotoğrafı da, merak etmeyin. 🙂

 

PS: Yazılanlardan bir tek memleket düşmanı olduğum sonucuna varmayınız sevgili okur; zira ben “bi yerli” olma durumuna katlanamıyorum hepsi bu.