Kadın olmak zor zanaat a dostlar!

Görsel

Bilen bilir masal dinlemeyi çok severim, hayallere dalarak uyumak gibisi var mı hem. Ama bunun kabus tipi de var ve ben bu şansla tabii ki de ona denk geldim. İşte aylar sonra yazmaya devam etmişken bu kabusu sizle paylaşmadan olmaz..

Klasik hastane – serum maceralarımdan birini yaşarken, yan sedyede müşaade altında tutulan abla ve yakınları sağ olsun nur topu gibi hikayem oldu. Hasta olan abla intihar etmiş ve midesini yıkamışlar. Kayın validesi Remziye teyze, görümcesi Hatice ve Kız kardeşi de başında bekliyordu. Kendileri biraz saldırgan tipler olduğu için “sessiz olur musunuz?” demeyi bırakın “yapılıcak bişey var mı ağam?” moduna girdim. Sevgili hasta başım da uyuduğum düşüncesiyle beni odada tek bıraktığı için kod adım : üç buçuk olarak 4 saat kendileriyle takıldım. Şimdi olay şöyle, bu abla teyzesinin (Remziye teyze) oğlu Cengiz ile evli ve Cengiz’İn de Sema adlı bi sevgilisi var. Adam kılıklı yaratık olan Cengiz de kadının üzerine olan evi satıyor ve Sema’nın üstüne yapıyor. Bizim bu abla daha önce de Sema’nın varlığını bilmesine rağmen ev elden gidince ilaç içmeye karar veriyor. Remziye teyze dehşete düşmüş durumdaydı ve bir kaynanadan beklenmeyen bir hareket yaparak Cengiz’i aradı, bütün hastanenin ses sistemini yeniden organize edecek bir tonda evlatlıktan reddetti ve bilumum küfürler sıralayarak “Sakkııınnn beni arama, bu gızı da aramaa, Remziye Nur’u ( muhtemelen torunu) da aramaa, benim senin gibi oğğluumm yohh artııık!” diye bağırma – haykırma gibi tonlamalarda çemkirdi. Ve gelinine verdiği tavsiyeler çok bombaydı, kendisi de zamanında aldatılmış ve kocası bırakın Türk’ü, Moldovyalı hatun bulmuş. Ölmüş adama “gözün kör olmayaaaa Receeb” dediği an zaten hemşire sakinleştirici isteyip istemediğini sordu. Neyse bunu duyan Remziye teyze de intihara kalkışmış ve akıllı teyzem gidip fare zehiri içmiş. Arkadaş, sen niye içiyosun? “Ona içir diceğimi” sanıyorsanız tabiiki hayır, ama boşan paşalar gibi de nafakanı al, eşek gibi baksın sana. Neyse sonuç olarak, Remziye teyze muhteşem bi fikir ortaya attı, “Hatice sen ben ve Remziye Nur gül gibi geçinir gideriz, o Cengiz sıpası da köpek gibi öder paramızı” dedi. Ama hasta ablanın yüzünü güldüren ve Remziye teyzenin akıl sağlığını sorguladığım olaya geliyorum; “Kızım salak mısın da intihar ediyosun?” buraya kadar herşey normal, mantıklı. Ama devamı da var kiii : “Sana aldığım çamaşır makinasını o karı mı kullansaydı? Onu da evimize götürürüz nihahahah ” Gerçekten böyle güldü. Bütün kadınlar da buna eşlik etti. Azcık gücümü toplayıp koyun – kasap diye çemkirmeme ramak kalmıştı ki “İlahi anne, alın makinayı bak unutmayın” diye destekledi hasta abla. Bişey diyemedim tabi ben de ne diyim?..

Böyle insanlar varken hangi tarafa kızsam bilemedim, aldatan kocayı süründürmek yerine intihar etmek mi? (Allahıım valla büyük konuşmadım bak valla töbe töbe) Evinden, yuvandan ayrılırken makinayı düşünmek mi? ( Valla arkadaşlarımda bile tonlarca eşyam var biri bile gelmedi aklıma, çamaşır makinası bu be, sevdiğin kazak değil, bişey değil, makina ya!) Kendini fare zehiri ile öldürmeye çalışmış bi kaynana ve görümceyle “Şendullar” olarak yaşamına devam etmek mi? Tabii ki içten içe hepsine kızarken kadınlık iç güdümü konuşturarak en çok da Cengiz’e kızdım ben. Be adam, madem gönlün başkasına kayacak ne gerek var teyze kızınla evlenmeye, madem evlendin ve sonra aşık oldun, adam gibi söyle ayrıl ne demek aynı anda iki kişi? Yok madem ayrılmıyo hatun, “ille de sen, ben buna da razıyım” diyor, ne diyelim helal olsun o zaman sana Cengiz!

Neyse, bundan sonra arayı uzatmadan güzel hikayelerle gelicem karşınıza, ama okuyun olur mu? 🙂

Birisi karşılıksız aşk mı dedi?

Görsel

Erkeklerde durum nasıldır bilemem ama “kadınlar tuvaleti” muhabbeti diye bir şey var. Önce müthiş bir saygı çerçevesi var. Sanki dünyanın en komik esprisi yapılmış da gülmeyeni dövüyorlarmış gibi 7’den 70’e bütün kadınlara gülümsemen şart. Sonra, dışarıda olsa yüzüne bakmayacağın o çok havalı kızla muayen gününden, aşk acısına kadar her konuyu konuşabilirsin. Toka alışverişleri, makyaj önerileri derken bir lavabo faslını da geride bırakırsın ve yaşanan herşey orada kalır. Geçenlerde yine hüzünlü bi kızcağıza tanık oldum. O lavaboya asla tek gitmediğimiz için, (kesinlikle bi sebebi vardır, yargılamayın hemen) o da kız arkadaşına ağlıyordu ben içeriye girdiğimde. Önce birşey diyemiyorsun tabi, arkadaşı teselli etsin diye ama dinlemekten de geri alamazdım kendini.

Murat bu kızcağızla otururken yanındaki diğer kıza da yavşıyormuş, gözünün içine baka baka yapıyormuş hem de bunu. Ama durum şöyle ki Murat ve o kız, flört aşamasındalar ve bu kız platonik olarak seviyor. Dolayısıyla arkadaşı da bir şey söyleyemedi. O esnada kızla göz göze geldik, “salak gibi görünüyorum dimi” dedi, ben de nasılsa anlatmaz diye “hikayeyi bilmediğim için yorum yapamam ama ağlanacak kadar büyükse salaklık değildir” dedim. (Size bir not, özellikle de ağlayan kızlara duymak  istedikleri şeyleri söyleyin.. ) Kızcağız da bi çekindi önce ama sonra bi özet de geçiverdi. Arkadaş gruplarının içinden olan hoşlandığı çocuk, dersaneden bi kızdan hoşlanıyomuş ve bugün kızı onlarla tanıştırmaya getirmiş. Sude de, ağlayan kız oluyor, önce buluşmaya gelmek istememiş falan ama sonra yanlış anlaşılmamak için gelmiş. Şimdi çok üzgünmüş ve canı çok acıyormuş. Bu arada Sude 17 yaşında. Ben de abla tavsiyesi verdim kendine, bunun güzel ama geçici bir heyecan olduğunu asıl aşkını üniversitede tadıcağını ve şimdiye kadar yaşadığı her şeyi “amaan çocukmuşuz” diye nitelendireceğini söyledim.

Ağlaması çok normaldi, hepimiz ağladık, karşılıksız sevdik, üzüldük, ama bir kaç yıl geçince o “ikinci kadın” ın adını bile unutmadık mı? Muhtemelen bu cevaplar Sude’ye yeterli gelmedi ve içinden “sen de beni anlamıyorsun” dedi ama yaşayıp görecek nasılsa. Ağla dedim o yüzden ben, hatta cesaretin varsa git söyle çocuğa ona karşı ne hissettiğini. Bakarsın çocuğun da aklına girer kim bilir. He ben olsam hayatta o cesarete sahip olamam orası ayrı. 

Neyse sevenler kavuşsun diyor ve 9 gün aradan sonra Pazartesi sendromuna merhaba demek için depresyona girmeye hazırlanıyorum. Hoşçakalınız efenim. 🙂

Çağımızın hastalığı; aldatıldık arkadaş!

Görsel

Şimdi size bir aşk hikayesi anlatıyorum dostlar, dikkatle okuyunuz, arka fonda da You Tube ‘dan Joy Türk Akustik mix’ini açarsanız hüzünlü bir Pazartesi’ye merhaba demiş olursunuz.

İki hafta önce pek sevgili arkadaşlarımdan birisinin doğum günü vesilesiyle Taksim’e gittim. Gelin görün ki doğum günü o akşam gerçekleşmedi ve ben ekilmiş bulundum. Hazır gelmişken bu havanın tadı çıkarılmalıydı. Tabi “- 35” dereceleri henüz görmemiş, kendimi Sibirya’da hissetmemiştim. Burnumla barışık, baş ağrısız takılmaktaydım. Neyse. Kendimi Fransız sokağında buldum önce. (Chez Vous da Süryani şarabı için bu arada onu söylemeden geçmeyelim) Neyse, tek başıma keyif yapıyorum falan derken bi  çift geldi yan masaya. Daha sonra anladım ki yakın arkadaşlarmış ve çocuk ölümüne bir aşk acısı çekiyor. Anladığım kadarıyla uzun süreliymiş ilişkisi ve ciddi düşünüyorlarmış. Durup durup “çok sevdim” dedi çocuk. Kızcağız da tepkisiz izledi. Uzun boylu esmer bi arkadaş kendisi 25 yaşlarında falan, kız da ince telli açık kahve saçlı zayıf hoşça bi arkadaştı yani. Neyse, çocuk asla tahmin etmeyeceğim bişey yaptı ve ağladı. “Sindiremiyorum” dedi. “Bi başkasına nası dokunabilir sindiremiyorum” dedi. Kız da dinlediğimi göremeyecek kadar şok oldu. Elini falan tuttu çocuğun, yanına geçti teselli etmek için, sarıldı. Ama aldatılmasına rağmen koca adam oturdu ağladı ya, ve evet dedim ne olduğun, kim olduğun değil önemli olan, eğer gerçekten seversen ne olursa olsun ağlayarak “sevdim” diyebiliyorsun. Kadını, erkeği yok bu işin anlaşılan. Ama işin garibi çocuğun arkadaşım diye sarıldığı kızın kendisine aşık olduğunu hissettim. Çok saçma bi his belki de; ama bakışlarında garip bi mutsuzluk vardı, garip bi hüzün. Evet yakın arkadaşım aldatılsa çok üzülürüm ama karşı tarafa lanetler okuyarak içini rahatlatırım ben. Ama O, sanki sevdiği adamdan, onun sevdiği kadını dinlemek zorunda olmanın acısını çekiyor gibiydi. Belki de çok film izledim, bilmiyorum. Üzüldüm çocuğa da kıza da. Eğer kız cidden çocuğu seviyorsa inşallah birlikte olurlar ve diğer kıza ve herkese inat mutlu olurlar. Kızın tesellisini diğer masaya oturan saçma grubun gürültüsünden dinleyemedim. Pis grup! Bi de garson muhabbetli bi insandı susturamadım kendisini.  

Ve şimdi tut ki kız arkadaşına aşık, çocuk da karşısında göz yaşı akıttığı kızı unuttu ve kendisini sevdi, ne kadar gerçek olur ki bu aşk? Aldatan kız kadar sevebilir mi bunu ya da bi başkasını? Kaç kez yaşanır bu duygu? Kız daha çok seven olursa ve sürekli aynı davranışları beklerse, üzülürse ve bununla yetinmeye çalışırsa? Öyle olursa olmasın ya, birbirlerini kimseyi sevemedikleri gibi sevebileceklerse birlikte olsunlar. Vay be, aşk için bile mantıkla dua edilir mi? Edilirmiş demek.. 

Hadi bakalım iyi haftalar olsun hepimize, sorgusuz sualsiz 🙂 

 

Twitter, sen çok yaşa e mi !

Görsel

Sabah sabah yazasım olduğundan mıdır nedir “bloooogg” diye uyandım. Milyonlarca takipçim var ya zaten, beklemesinler boşuna, ilahi ben, neyse. Bu bloğun amacı yüz yüzeyken karşılaştığım ve konuşmalarına “kulak misafiri” olduğum; bakınız “dinlediğim” değil, kişileri burada paylaşmaktı, amma velakin dün Twitterdaki hatunu yazmazsam içim içimi yer, kurdeşan dökerdim. Önce herkesin yazdığı, yazmazsa kesinlikle dayak yiyeceği tweetlerden bi tanesini atmış ordan yola çıktım, nedendir bilinmez bütün tweetlerini okudum, evet bunu yaptım. Hayır iş saatinde yapmadım, ştttt :O 

O meşhur tweet “artık duygularım yok, bişey hissetmiyorum” u özetleyen bişeydi. Ama önceki tweetleri öyle söylemiyordu. “Özledim nolur gel”, “elbet gelirsin bigün”, “sana sarılmak vardı” tadındaki tweetler rahat bi 4 ay kadar sürmüş, Ama en yoğun halini Eylül’de yaşamış, boşuna demiyolar ayrılık mevsimi başladı diye. Boğa burcuymuş ama adının ne olduğunu çözemedim. Sonra tanımadığım kıza baya baya üzüldüm ben, mention falan atayım, derdini dinleyim dedim, tabiki yapmadım ama, anında dava açar yeminle. “Uff snne be slk!” derse bi de hiiiii :O 

Sonuç olarak böyle duygusal ablalarımız var, ve işin garibi de şu ki herkese açık bir profilden yaklaşık 600 net takipçiyle alenen paylaşıyo. Sevdiği çocuk okumuyo mu? Hadi takip etmiyo diyelim bi şekilde kulağına gitse üstüne almaz mı? Tut ki kendinden bahsedildiğini anladığında “uff ne aşık olucam be sana! ” derse kıza? Ya da “kesin ben değilim, başkasına aşık bu kız, boşver olm hiç açılma” derse ve ilişki başlamadan biterse?  Offf ne cesaretli bi kız yahuu, ben olsam bu soruları düşünmekten atıcağım tweeti unuturum. Neyse RT yapmaya devam en iyisi, Haydi sağlıcakla kalın