Cahildim dünyanın rengine kandım!

“İzinli olmak hiç bana göre değil sevgili okur. Özellikle de param olmadığından mütevellit evde oturmak zorunda kalıyorsam işte o zaman siz düşünün. Zira ben düşünmekten kafayı yiyeceğim. Bugünün sorunu Avrupa Birliği. Ama öyle politik olarak falan düşündüm sanıyorsanız fena yanıldınız. Benim olayım tamamıyla sınırların yaşattığı gerginlik. Yani şöyle ki, güzelce bir bavul hazırlayarak 5 ay Barcelona’da, 1 yıl Boston’da diyerek örümü tamamlamak istiyorum. Her bir yerde de kariyer peşinden koşmadan, hayatımı devam ettirebileceğim işler bulabilmek istiyorum. Ama gel gör ki tek sahip olduğum şey olan Türk pasaportu buna izin vermiyor.

Neymiş efendim bilmem ne yasasına göre Avrupa Birliği vatandaşı değilsem oralarda çalışamazmışım, haspam! Nasıl bir hayat yaşayacağımı belirleyen şeyin pasaportumdan ibaret olması beni resmen çıldırtıyor. Hayır, anlamadığım şey şu  dizi filmlerde insanların başına gelen o müthiş ötesi fırsatlar bana neden rastlamıyor onu anlamadım işte.” diye başlamışım bundan yaklaşık 1 yıl önceki yazıma. Halt etmişim.

Çekirdek ve batak da olmasa n’apardık?!

 

Şimdi neden kendimle bu denli çeliştiğimi bilmeyenler için durumu açıklamak istiyorum. Malumunuz yaklaşık 2,5 yıl Atina’da yaşadıktan sonra, eş durumundan Malta’ya taşınmaya karar verdik. Bu sebepten de artık Türkiye’ye dönelim, 15 – 20 gün yapamadığımız balayını Ege sahillerinde toza dumana katalım, aile ve arkadaşlarla da hasret gidip yeni memleketimize gidelim dedik. Ama o iş hiç de öyle olmuyormuş, bunu öğrendik. Şöyle ki, Malta’da bize söylenen süre uzadı gitti. Ortalama 1 aylık “tatilimiz” yalan oldu. Zira biz para kazanmadan para harcamanın Bihter Ziyagil’e has bir durum olduğunu unutmuştuk ve yine tekrar etmek istiyorum; iyi halt yemiştik.

İşaretim sana; göçebe ruhum!

Şimdi 2 gün annemlerde, iki gün Erenikolarda, iki gün de sağolsun best man’de derken daha bir ay bile olmamışken döneli, ben 5 ay gibi hissediyorum a dostlar. Ortada ne düzen kaldı ne başka bir şey. Tabii bizi el üstünde tutmak için elinden geleni yapan bu denli insana haksızlık etmek gibi olmasın ama; insan kendi koltuğunu, televizyonunu, bardağını arıyormuş. Bundan sonra ağzımdan çıkacak olan “göçebe hayat” sözü için ıslak odun bulundurun lütfen yakınlarınızda, zira bu 3 ev arasında bile ömrüm çürüdü yahu. Yaz sıcağı gelmiş zaten, bir de malum Ramazan Türkiye’de biraz sert geçiyor derken, o metrobüs hiç çekilmiyor yeminle.  Sanıyorum ki şurada geçen 1 ay bana hayatımın dersini vermiş oldu. Siz siz olun işleriniz tam olarak kesinlik kazanmadan hareket etmeyin gençler. Bir de sakın ola ki gezip tozmak ile göçebeliği bir tutmayın. Erenikomun her zaman söylediği gibi; “gidip gezelim ama, sonra da evimize dönelim.” Dönelim tabii ya. Dur bari Malta’dan ev bakayım da zaman geçsin. Haydi siz de bana iş bulun da keyfimiz yerine gelsin. Öperim gözlerden.

Güzel şehirsin vesselam

Reklamlar

Hayati iskalama luksun yok senin

image

Bugune kadar tanik oldugum en huzunlu hikayeyi yazmak istedim bugun. Aslinda olaya sahit olali epey oldu ama geyik ruh halinden kurtulup yazmam uygun olurdu, bugun de bunun icin bicilmis kaftan. Neyse, havalimaninda iki kizla karsilastim. Ic hatlar gelis bolumunde otururken yanimda oturan kizi once dikkate almadim haliyle. Sonra diger kiz geldi o da oturdu yanimiza. Ama sonradan gelen kiz Begum’un yani yanimda oturan kizin orda olmasina cok sasirmisti. Bekledikleri kisi Begum’un eski sevgilisiydi anladigim kadariyla. Yanimiza gelen kiz da cocugun yakin arkadasi sanirim. Begum’e acik acik neden geldigini sordu ama samimi de bi tavri vardi. “Onu hep ben karsilasirim” dedi Begum. Yakin arkadas da baya sasirdi baristiklarini bilmiyormus. Ama olayin garip tarafi su ki, zaten barismamislar. “Seni hep sevicem dedim ben ona, ben ugurlayip ben karsilayacagim dedim, onu burda oksuz birakmak istemedim” gibi biseyler dedi Begum. Zaten cocuga gorunmek gibi bi niyeti yokmus, “sadece goreyim yeter” dedi. Yakin arkadas da cocugun da uzgun oldugunu bu ayriligin fazla uzadigini falan soyledi. Ama Begum oyle bi laf etti ki boyle bi adami hala sevebildigi icin kendisini tebrik etmek istedim. “O benden ayrildigi icin degil, yalniz kaldigi icin uzgun.”
Ne kadar iyi taniyordur ve buna bu kadar eminken hala onu gormek istiyor, verdigi sozleri tutuyor. Yeni nesil ask diye birsey var evet; ama bu kizinkini 3 ay sonra baskasina “hayatim” diyenlerinkiyle karsilastirmak buyuk ayip olur. Cocuk nasil biri bilmiyorum. Baristilar mi? Ayrilik karari kimden geldi? Birbirlerini sevmekten ne zaman vazgectiler,  gercekten bilmiyorum. Ama Begum’un vazgectigini sanmiyorum. Bence bir beklentisi de yok zaten ve yalniz kaldigina uzulen bi adam da baskasini bulmustur. Belki hayatlari boyunca bir daha boyle bi ask yasanmayacak, standart gulusler, standart kavgalar hayatlarina dahil olacak. Belki de bi baskasini cok sevecekler ve iclerindeki sevdayi ondan baskasina harcadiklari icin uzulecekler. Erken kalkmak zorunda kaldigim icin kavusma ya da kavusamama anina tanik olamadim. Ama bu kadar saf duygularla oraya gelen Begum’un cok ama cok mutlu olmasini diledim.
Belki o cocukla, belki de bi baskasiyla, kim bilir? Mutlu ol Begum. Sen olma beklenen cocuk, git yalniz kalmamak icin birini bul. Bulduklarin seni Begum gibi beklemedigi zaman anlarsin O’nun kiymetini. Iste bu yuzden siz de sevdiklerinizin tutun elinden, birakmayin.
Hadi hepimize keyifli gunler 🙂

Bu arada bu siir sana gelsin Begum 🙂 

https://www.youtube.com/watch?v=kLRsqhtW4PE&feature=youtube_gdata_player

Çağımızın hastalığı; aldatıldık arkadaş!

Görsel

Şimdi size bir aşk hikayesi anlatıyorum dostlar, dikkatle okuyunuz, arka fonda da You Tube ‘dan Joy Türk Akustik mix’ini açarsanız hüzünlü bir Pazartesi’ye merhaba demiş olursunuz.

İki hafta önce pek sevgili arkadaşlarımdan birisinin doğum günü vesilesiyle Taksim’e gittim. Gelin görün ki doğum günü o akşam gerçekleşmedi ve ben ekilmiş bulundum. Hazır gelmişken bu havanın tadı çıkarılmalıydı. Tabi “- 35” dereceleri henüz görmemiş, kendimi Sibirya’da hissetmemiştim. Burnumla barışık, baş ağrısız takılmaktaydım. Neyse. Kendimi Fransız sokağında buldum önce. (Chez Vous da Süryani şarabı için bu arada onu söylemeden geçmeyelim) Neyse, tek başıma keyif yapıyorum falan derken bi  çift geldi yan masaya. Daha sonra anladım ki yakın arkadaşlarmış ve çocuk ölümüne bir aşk acısı çekiyor. Anladığım kadarıyla uzun süreliymiş ilişkisi ve ciddi düşünüyorlarmış. Durup durup “çok sevdim” dedi çocuk. Kızcağız da tepkisiz izledi. Uzun boylu esmer bi arkadaş kendisi 25 yaşlarında falan, kız da ince telli açık kahve saçlı zayıf hoşça bi arkadaştı yani. Neyse, çocuk asla tahmin etmeyeceğim bişey yaptı ve ağladı. “Sindiremiyorum” dedi. “Bi başkasına nası dokunabilir sindiremiyorum” dedi. Kız da dinlediğimi göremeyecek kadar şok oldu. Elini falan tuttu çocuğun, yanına geçti teselli etmek için, sarıldı. Ama aldatılmasına rağmen koca adam oturdu ağladı ya, ve evet dedim ne olduğun, kim olduğun değil önemli olan, eğer gerçekten seversen ne olursa olsun ağlayarak “sevdim” diyebiliyorsun. Kadını, erkeği yok bu işin anlaşılan. Ama işin garibi çocuğun arkadaşım diye sarıldığı kızın kendisine aşık olduğunu hissettim. Çok saçma bi his belki de; ama bakışlarında garip bi mutsuzluk vardı, garip bi hüzün. Evet yakın arkadaşım aldatılsa çok üzülürüm ama karşı tarafa lanetler okuyarak içini rahatlatırım ben. Ama O, sanki sevdiği adamdan, onun sevdiği kadını dinlemek zorunda olmanın acısını çekiyor gibiydi. Belki de çok film izledim, bilmiyorum. Üzüldüm çocuğa da kıza da. Eğer kız cidden çocuğu seviyorsa inşallah birlikte olurlar ve diğer kıza ve herkese inat mutlu olurlar. Kızın tesellisini diğer masaya oturan saçma grubun gürültüsünden dinleyemedim. Pis grup! Bi de garson muhabbetli bi insandı susturamadım kendisini.  

Ve şimdi tut ki kız arkadaşına aşık, çocuk da karşısında göz yaşı akıttığı kızı unuttu ve kendisini sevdi, ne kadar gerçek olur ki bu aşk? Aldatan kız kadar sevebilir mi bunu ya da bi başkasını? Kaç kez yaşanır bu duygu? Kız daha çok seven olursa ve sürekli aynı davranışları beklerse, üzülürse ve bununla yetinmeye çalışırsa? Öyle olursa olmasın ya, birbirlerini kimseyi sevemedikleri gibi sevebileceklerse birlikte olsunlar. Vay be, aşk için bile mantıkla dua edilir mi? Edilirmiş demek.. 

Hadi bakalım iyi haftalar olsun hepimize, sorgusuz sualsiz 🙂