Instagram Filtreli Hayatlardan Bıkmadık Mı?

Hallooo, bakın kim geldii! Bu blog işi beni iyice deli yaptı sanırım. Kendi kendime konuşup, takılıyorum resmen. Az ses – soluk çıkarın, sonra üzülüyorum çocuk gibi, bir başıma kalmışçasına 😞

gollum blog

Üstüme fazla geliyorsun Gollum. Yapma. Bunun sonuçları olur!

Bu aralar beni sokakta gören mahalle esnafına kadar, herkesin kilomla alakalı bana sorduğu tek soruyu cevaplıyorum şimdi, hazır mısınız? Evet arkadaşlar, kilo verdim, hem de hiç spor yapmadan! 😒 Bana göre her ne kadar “eridin bittin” kıvamında olmasa da beni her gün görmesine rağmen, ısrarla böyle söylemeye devam edenlere sesleniyorum; yüzün çökmüş dediğiniz zaman ben üzülmüyorum, aksine çok mutluyum. Keep talking yani dostlar 🙂 Gerçi bu olaya da inanılmaz kızıyorum da neyse. Yani kilo aldığımda 7’den 70’e herkes ama istisnasız herkes (düğün dönemimde yapanlar bile vardı, bakmayın minnoş durduğuma, bittabi ki bir kara kaplı defterim var!) yorum yapma hakkını buldu kendinde. Kimi kilo almayı nasıl başardığımı sordu, çünkü kendileri ne kadar yerlerse yesinler kilo almıyorlarmış, haspam 😒 Kimi ama boğazını tutman lazım dedi ki; bilen bilir benim yemek yemeye karşı tek takıntım çikolatayadır. Kaldı ki artık onu bile yiyemiyorum eskisi gibi. Kuş kadar yemek yerim; ama tabii boğazımı tutmam lazım, sonuçta öyle buyurdu kendinden zayıf insanlarımız. Neyse birkaçı da tiroidlerime baktırmamın faydalı olabileceğini çünkü bu kadar az yemekle bu kadar kilolu olmamam gerektiğini düşündü ve düşünmekle kalmayıp benimle paylaştı, sağ olsunlar. Kilo konusu önemli mi benim için, bu yüzden mi bu kadar sinirleniyorum peki? Hayır abi, umrumda bile değildi benim. Çünkü kilo dediğin şey alınır, verilir, hayati bir mevzu değildir bana göre bu. Ama şu gösteriş meraklısı toplum baskısı öyle bir hale getirdi ki bu konuyu da “biraz kilo versen çok güzel kızsın aslında” gibi hadsiz bir cümleyi sarf edebilen insancıklar türedi. Gözlerimi devirip derince bir nefes aldığımda söylemeye çalıştığım cümle çok basit aslında : sanane amk benim kilodan! 😒

Adıma bakmayın, ermiş değilim ben neticede, her söylediğinizi alttan alamam, almam. Sonuçta devrimci ruhlu bir insanım ama ne yazık ki bu kilo mevzusuna aşırı derece takıldım. Sırf insanlar sussun diye kilo vermeye başladım, ama pislik değil mi, tabii ki de sırrımı söylemeyeceğim size. Siz farz edin ki böbreğimi sattım, uyuşturucu batağına düştüm, yemek almaya param yetmiyor vs. (Bunu da bir arkadaşımın yazısından okumuştum, çok da hoşuma gitti, o yüzden onun cümlelerini çaldım biraz 😂 )

giphy-downsized

Beni isyana sürükleyen diğer bir konu ise İstanbul’da taşınma çilesi. Malum son 1,5 senedir işlerimize yakın diye Pendik’te yaşıyoruz. Ama artık yürüyerek bir yerlere gidebilmenin keyfini yaşayalım, Atina’yı sırf bu sebep için özlemeyelim diye Bostancı’ya taşınmaya karar verdik, lakin taşınamadık. Çünkü sevgili arkadaşlarım kiralar hard-core pahalı. Yani sırf merkezi bir yerde olduğu için 12831283 yıllık binadaki bir daireye min. 1800 TL istiyorlar. İlan başlığına bakımlı yazmışlarsa zaten koşarak uzaklaşın; zira o evlerin genelde mutfağı yok. Yani 1970’lerde yapılmış tabii mutfak ama, sonra mutfak sanıyorum ki değişime karşı çıkmış. Bu eskiliğin, bu kırık döküklüğün başka açıklaması olamaz çünkü. Şimdi ne ben ne de Ereniko aman yeni evimiz olsun, sitede oturmazsam uykularım kaçar, havuzum olmazsa nefes alamam tribinde değiliz çok şükür. Umarım siz de değilsinizdir; ama ne yazık ki çevremde o kadar çok görüyorum ki bu belirli normlara ayak uydurmak için yaşayanları, çok da yorum yapamıyorum o yüzden. O yüzden tek istediğimiz içinde yaşanılabilir, ille de masraf gerektirmeyen bir daireye çıkmak. Böyle evler yok mu, tabii ki var. Ortalama 2500 TL + verirseniz ohooo neler neler var. Ama kardeşim nihayetinde ben ne cumhurbaşkanı maaşı alıyorum, ne de cumhurbaşkanına yapılan zam oranından faydalanıyorum. Ülkenin en prestijli okullarından birinden mezun olmuş, alanımda hem yurt içinde hem de yurt dışında çeşitli eğitimler almış, uzun yıllar boyunca çeşitli sektörlerde, farklı ülkelerde çalışmış ve farklı bir bakış açısı ile işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyor olabilirim. İngilizce’nin yabancı dil sayılmadığı bir dönemde İspanyolca konuşuyor ve Norveççe öğreniyor da olabilirim. Lakin benim herhangi bir yerde dayım ya da amcam yok, aksine Türk olup imla hatasız Türkçe yazamayan insanlarla çalışmak zorundayım. Dolayısıyla “kriz mi var yeaa?!” diyerek gezemiyorum ortamlarda, üzgünüm.

randall

Sözün özü, bazı insanların günlük hayatını Instagram filtreleri eşliğinde yaşamasından dolayı ortaya çıkan güzellik, moda ve hayat normlarına ayak uyduramıyorum. Sorsan herkes vicdanlı, herkes maneviyat duygusuyla dolup taşıyor ve küçük bir sahil kasabasına taşınmanın hayalinde. Ama yine aynı insanlar fahiş fiyatlara ödedikleri paraların ağırlığı altında ezilmiyor; daha doğrusu ne kadar ezildiğini belli etmemek istiyor. Çünkü ne yazık ki hala eğer paran varsa saygın olabileceğin gibi iğrenç ötesi bir algı var piyasada. Arkadaş salın kendinizi artık, sizin yüzünüzden Euro / Dolar dengesi bir tek bizi vurmuş, geri kalan herkes afet-i devran maaşlar kazanıyormuş da alemin tek malı benmişim gibi hissediyorum. 1 lira olması gereken suya verilen 2 lira kazıktır benim için. Yahut bir ayakkabıya (ki 10 sene giymediklerine adım kadar eminim, neticede modası geçiyor 😀 ) 500 + lira, bir telefona ise 10.000 TL verilmez. Allah’ım şu hippi modası geri dönse de az rahatlasam. Neyse ben gideyim de yazın yapacağım 5 yıldızlı Uzak Doğu turunun detaylarını inceleyeyim. ⛩️ Adiós! Ha det! 안녕 !

Reklamlar

Sıra Bana Geldi : Yürü Ya Kulum!

Bugün gözümü yine “gitme” isteğiyle açtım. Alelacele bavulu toplayıp önce Küba”ya gideyim istedim. Kalırız orada 1 – 2 ay nasılsa. Sonra Arjantin, Şili, Brezilya derken hoop ver elini Tayland. Tamam artık sıkıldım diyene dek böyle gezeriz, hatta çocukları da oralarda doğurup, bizim gibi gezgin yaparız. Kaldığımız süre zarfında tabii gönül ister ki bazı ünlü ablalarımız gibi çalışmamıza gerek olmasın ama valla garsonluk falan yaparım ben. Ama baştan söyleyim günde 4 saatten fazla çalışmam. Yani maksat yırtılan tshirtün, ayakkabının yenisi almak için bir de yemek yiyebilmek için paramız olsa yeter. Kuş tüyü olmasa da olur yani.

Erenikoya da söyledim hatta, verelim evleri kiraya, yiyelim paraları çatır çutur. Tabii benim mantık abidesi kocam hemen hatırlatıverdi; ama bizim hiç evimiz yoktu ki! Hatta sanıyorum ki; adam an itibariyle benim şizofren olduğumu düşünmeye başlamış bile olabilir. Ay hayır loto da çıkmıyor, bitcoin de düşüşte, insan soruyor tabii Allah’ım ben nasıl zengin olucam?!

Nooooooooo!

Sakın bana “çok çalışarak” falan gibi klişelerle gelmeyin. Zira ben denedim ya, o iş öyle olmuyor. Yıllardır çalış çalış bir hale geldim, bezdim valla ya. Lise ve üniversite zamanlarıma denk gelenler bilir beni, inanılmaz idealist ve anti-emperyalisttim. Şimdi şimdi anlıyorum, meğerse tüm olay ne denli ileri görüşlü olmamla alakalıymış. Gittim babamın gazına gelip işletme okudum ve kendimi özel sektörün kollarına bıraktım. Ya çocuğum, takip etsene sen ideallerini, gelmesene kapitalizmin oyunlarına. Üniversite bitince mesela, al bavulunu çık dünya turuna. Ama yoook, tüm okul hayatım boyunca (ve evet, üniversite de dahil buna) annemin ve sülalenin tüm kadınlarının “aman kimsenin elinden bişey yeme, içme” tembihlerine nail olunca gel de ikna et o anneyi. O ikna olsa diğerleri hemen dolduruşa getirir; aa duydun mu Süheyla ile Resul kızlarını tek başına dünyanın öteki ucuna göndermişler. Hadi o zaman yapamadın, bari şimdi yap değil mi ama? Al yanına hayatının aşkını da, gez karış karış dünyayı. Ama yoook; dünyayı gezmek yerine daha çok çalışıp, birbirimiz daha az gördüğümüz hayat şartlarını seçiyoruz ev, araba ve bir yığın eşya almak için. Fii tarihinde aldığım telefonun borcunu ödüyorum mesela şu anda, ya da evlenirken nasılsa Atina’da evimiz eşyalı öyle dertlerimiz yok dedikten tam 6 ay sonra almaya başladığımız ev eşyalarımızın kredisi de hala bir yük misali omzumuzda maşallah. Hal böyle olunca Ereniko da napsın, makul olmaya çalışıyor bana karşı. Zira ben tam bir Boğa kadını olduğum için bir yanım konfor için yanıp tutuşurken, bir yanım da özgür ruhun peşinde. Kaldı ki ben bile kendi içimde arada kaldım, o da haklı tabii.

Çok haklısın be Chandlercım!

Ay bir de dedim ya konforuma düşkünüm diye, ben öyle her yemeği yiyip, her koşulda uyuyabilen biri de değilim. Yani beni uyku tulumunda uyutabilmeniz için narkoz falan vermeniz gerekebilir, zira börtü böceklerle aramız hiçbir zaman iyi olmamıştır. Orman yürüyüşünden sonra bile hatur hutur kaşınan bir insan evladıyım neticede, gel de uyu öyle yerlerde. İşte o ev kirası tam olarak böyle zaman dilimlerinde geçerli. Yanii ille de 5 yıldızlı otel olmasın ama fareler de cirit atmasın mümkünse. Ama kararlıyım, şu borçlar bitsin bir de ev alcam, sırf kirasını dünyayı gezerken nam nam nam yiyebilmek için. Sonra da yazıcağım ilk yazının başlığını ekleyeceğim; Adios!

 

PS: Allah’ım n’olur parayı gitmek için kullanabilecek olan biz insancıkların dileklerini de tez zamanda gerçek eyle. Amin!

Yoksa sen de mi mizantropistsin?

Selamlar a dostlar. N’aptınız, geçen hafta tır sürüsü üzerinizden geçmiş gibi hissettiniz mi siz de? Ben resmen bitmeyecek sandığım bir hafta ve göz kapaklarımın hızlı hareketleriyle bugüne geldim. Benim hayatımı zindan eden konu kadınlar günüydü. Hemen gelmesin aklınıza; kutlamadı diye Erenikoyla falan kavga etmiş olma ihtimalim, yok öyle bişey. Ama bundan 5 yıl önce kendimi hümanist olarak tanımlarken, geçtiğimiz haftanın da büyük payı ile birlikte artık mizantropistim ben ya. Bilmeyenler için söyleyelim, kelime anlamı insanlardan nefret eden demek. Malum kadınlar günü bu yıl Perşembe gününe tekabül ediyordu ve bizim bütçe de Çarşamba günü 17:00 sularında onaylandı. Onaylandığı gibi de bana haber verildi ki; Çiçek sepeti ile irtibat sağlayayım ve gönderimleri başlatayım diye. Tabii mesai 6’da bittiği için akşam 9’a kadar evde devam ettim datayı oluşturmaya. Şahsen patronlarım okuyorsa bunu yanlış anlamasınlar ama karşılığı hesaba yatmadığı sürece mesai yapmaktan zerre hoşlanmam. Her ne kadar soy ağacı belgesinde 7 göbek Yozgat yazsa da inanmayın; Kayseriliyim ben. Neyse işte ben içim rahat bi güzel Bomberman falan oynuyorum hatta, o denli rahatlamışım ertesi gün oldu adamlardan hala ses yok siparişi aldık, para ödeyin falan diye. Bir de o kadar kötü bir çağrı merkezi sistemleri var ki; her seferinde en az 2 dk boyunca yeni online hizmetlerinden bahseden bir santral, onu geçtikten sonra da sürekli farklı isimler.

Bi sus be, bi sus!

Neyse işte 2 gündür bana “listeyi atın, hemen siparişinizi oluşturalım” diyen Ceren isimli bir ablamız, kadınlar gününde saat 9:00 gibi tamam bugün hepsi çıkar dedi. Bazı bölgelere çikolata gitmiyor diyince de, ona da belirli limit aralığında farklı ürün gönder sana kalmış dedim, o denli de mükemmel ötesi bir müşteriyim yani. Tabii bizim ekipte yine bir rahatlama, oh yetiştirdik valla derkeeen Ceren aradı. Saat olmuş 11:00, abla bana diyor ki ben ürün gönderemiyorum. Her ne kadar kullanmayı daha çok sevdiğim farklı bir kalıp olsa da, görgü bilgimden dolayı kibar bi şekilde “benimle dalga geçip geçmediğini” sordum. Kadına direkt ulaşabildiğim numara yok, mail yok, 2 gündür tüm ürünleri teslim ederiz derken, şimdi bir de kalkmış diyor ki çok yoğunuz, ürün gönderemiyoruz. Bağla beni yetkiline diyorum, en yetkili benim diyor. Yahu ben Apple’da anlatıyordum insanlara bu derdi. Mail ile ulaşılamayan en yetkili mi olurmuş hiç? Neyse azcık cazgırlaştım falan derken 30 kişiye gönderebileceklerini söylediler zahmet edip; ki benim listem 120 kişiden oluşuyor. Ona da tamam dedim, bu abla listeyi oluşturdu, ben de ödemeyi yaptıracağım, bu sefer demez mi siz onay maili atmadınız yarım saat içinde ürünler sepetinizden silindi. Her fırsatta söylüyorum, ben çok sakin bir insan olmayabilirim, bu ilk defa sizlerin farkettiği bişey değil, ama yani hiçbir koşulda ulaşamadığım bir kadının güya attığı mail bana ulaşmamışken ve haliyle o esnada 3 defa arayıp ondan başka herkesle konuşmuşken, onun beni arayıp mailimizi aldınız mı bakın vaktimiz azalıyor demesi gerekmez mi? Demedi.

Çık dışarı, çık!

Tabii günün yarısına gelmişiz, bir yandan yerel çiçekçilerle bölge bölge işi çözmeye çalışıp, bir yandan Çiçek Sepetini darlıyoruz derken; Çiçek Sepetinin sahibi aracılığıyla Sevil Hn’a ulaştık da, ürünleri Cuma günü gönderebilecekleri, yanına da Logitrans’ın değil, kendilerinin yoğunluğundan kaynaklı bir hata olduğunu belirten bir not ve özel arama ekleyeceklerini belirttiler. Ertesi gün de keza tüm raporları bizzat ve manuel olarak yaptığım için tam böyle beynimden dumanlar çıkıyordu ki; whatsapp’ta çiçek olarak kaydettiğim ve adını bilmediğim biri yazdı : Sizin çiçekleri gönderdim ben; sizin firma adı neydi? 

Bu abi Perşembe günü konuştuğum yerel firmalardan bir tanesi. Sancaktepe civarındaki müşterilere gönderip gönderemeyeceğini sordum ve mailim ulaşmadığı için Whatsapp üzerinden bu adreslere gönderebilir misiniz? dedim hani yetişir mi manasında konuştuk telefonda diye doğru anlaşılır sandım. Meğerse abim sen kalk bu 4 müşteriye gönder çiçekleri. Bir de o kadar naif ki, aradım ne olup bittiğini öğrenmek için konuşma harfiyen şöyle:

Ben: Abi gönderdim çiçekleri demişsiniz ama gerçekten mi?

Abi: Evet, gönder dedin gönderdim.

Ben: Ama abi onay vermemiştik ki, hani yetişir mi manasında sormuştum ben, e sen de bişey demeyince farklı çözüm buldum ben.

Abi: Olsun, zaten müşterim olan bi şirket o, nolucak.

Ben: Tamam o zaman borcum ne söyle ödeme yapayım ben.

Abi: Çiçek başı 40 ver yeter.

Ben: Şirket onayı olmadığı için cebimden ödeyeceğim ben, havale yaparım sana.

Abi: Yok öyle şey, senden bir de para mı alacağım.

Ben: —————-????????——————

Ben: Nasıl yani?

Abi: Seninle dün o kadar muhabbet ettik, 4 çiçek göndermişim lafı mı olur, zaten çiçek veriyorum onlara, 4 tane de senin için vermiş olurum.

Ben: Abi sen gerçek misin? Yani cidden varsın dimi?

Abi: Hee, burdayım!

Abi: Sen boşver hele, arada bana sipariş verirsin olur biter.

Şimdi ben bu abinin adını da bilmiyorum, tek bildiğim Gardenya çiçek sahibi olduğu ve 10 lira için birbirine giren insanların yaşadığı gezegende hiç tanımadığı biri adına çiçek göndermiş olup, bir de beni bu denli utandırabildiği. İki günümü Ceren’e yedirdikten sonra günümü kotaran isimsiz kahramana selamlar olsun. Sancaktepe civarındaysanız da çiçekleri ondan başkasından almayın he, ötelemeyin yurdum esnafını.

Bundan sonraki zaman dilimlerinde kadınlar gününün kurumsal kutlamalarına karşı farklı yargılarım mevcut, mail atar, geçerim. Sonra vay efendim hediye gönderelim falanlarla gelmeyin bana, kurumsal kutlamalarda ben yokum, FYI

Tabii hafta boyunca o denli gergin olunca bakımsız kaldım, gideyim de müdürümün kadınlar günü hediyesi olan Gratis hediye kartıyla hunharca alışveriş yapayım! Haydi kızlar bir sene daha karşı cinslerimizin “ama erkekler günü niye yok yeaaa” geyiklerine maruz kaldığımıza göre happy women’s day!

 

Kasım’da iş başkadır!

Selamlarrrrr. Uzunca bir zamanın bunalımından sonra size güzel haberler vermeye hazırım sevgili dostlar. Malumunuz birkaç aylık işsizlik sürecim bana bir ömür gibi gelmiş olduğundan ve sizlere de hayatı zindan etmeye başladığımdan mütevellit biraz gergin bir süreç geçirmiştim. “Aa ne oldu ben kaçırmışım” diyenler buyursun linke de tekrar anlatıp can sıkmayalım. Neyse efendim, Erenikonun telkinleri, dualar, evrene gönderilen güzel mesajlar falan derken sonunda beklenen oldu; ev hanımlığından istifa ettim, işe başlıyorum!!!!

post-25059-Rachel-YEAH-Chandler-NO-friend-BITY.gif

Artık tam tüm görüşmelerden ümidimi kesmiş, tamam ya kariyerime her zaman da istediğim gibi ev hanımı olarak devam ederim ben de demeye başlamıştım ki o beklenen habere kavuştum neyse ki. Ama bu demek değil ki bundan bi süre sonra vay efendim ne de yoruldum, aman efendim kendime vakit ayıramıyorum demeyeceğim. Tabii ki de diyeceğim. İnsanın doğasında var bu, valla bak.

anigif_enhanced-buzz-32702-1387568237-26.gif

Şimdi “hayır ya sen şikayet etmeye programlanmışsın” diyecek olursanız; az biraz empati be kuzucuklar. Yaklaşık 4 aydır televizyonda TV2 (haber yayını yok çünkü) , bilgisayarında kariyer.net açık olunca haliyle insan tembelliğe alışıveriyor. Hayır en kötüsü de, şu 4 ay boyunca sabah 7’de uyanan ben, işe başlayacağım belli olduğundan beri uyumalara doyamadım, aferin bana! İşin goygoyu bi yana, ne kadar belli edemesem de uçuş uçuşum tahmin ettiğiniz üzere. Bu süre zarfında bana destek olan herkese çok teşekkür ederim, cansınız!


16 Kasım Çarşamba günü iş başı yapıyorum; çiçeklerinizi, çikolatalarınızı ve bilumum yeni iş hediyelerinizi bu tarihe göre gönderebilirsiniz 😀 Hadii şimdilik çüüüzzzz