Balondan Egolar Kıskacı

Selamlar olsun canım blog!

Son birkaç gündür içimde bir bıkkınlık, kendi kendime dargınlık, hatta usanmışlık var. İç motivasyonumu falan hep kaybettim. Normalde ufacık şeylerden bile mutlu olabilen, sahip olduklarımla yetinebilen ve çok dindar biri olmasam bile sahip olduklarım için şükredebilen bir insanken son zamanlarda bana bir şey oldu. Örneğin, eskiden İstanbul’dan bıktığımda, başka bir yeri özlediğimde “bu şehirde yaşamak isteyen, yaşamak için nelere katlanan binlerce insan var, kendini onların yerine koy” diyerek elimdekiyle kolayca yetinebiliyordum. Efendime söyleyeyim Atina’yı ya da Londra’yı özlediğimde “hayatında yurt dışına hiç çıkmamış insanlar var, ne bu ego?!” diye kendimi yerden yere vurarak sakinleştiriyordum. Ya da yaptığım işin çok sıkıcı olduğunu düşündüğüm zaman dilimlerinde “İşi olmayan, işsizlik yüzünden bambaşka koşullarda geçinmeye çalışan ve hatta canına kıyan insanlar varken hiç mi utanmıyorsun böyle düşünmeye?!” diye kendimi telkin edip adeta düşmanlara söz bile bırakmıyordum.

Ama işte diyorum ya, bir şey oldu bana son birkaç gündür. Yetinemiyorum, yetemiyorum. Önceden bu kendime söylediklerim artık çok saçma geliyor. Belki çevremdeki koca koca ego bulutları yüzünden içimdeki ben ayağa kalkmaya başladı. Utanmadan bir de “Sen böyle sakin, içsel huzurlu takılmaya devam ettikçe tepene çıkmaya başladılar, görmüyor musun!!!!!” diye çemkiriyor sanırım. Hiç işim yokmuş gibi, çevredekiler yetmiyormuş gibi, şimdi bir de içimdeki cadıyı sakinlemeye, egosunu törpülemeye çalışacağım, ne hoş. Merkürden mi artık Venüsten mi bilmem ama dengeler bir an önce eski haline dönerse hiç fena olmaz. Zira kıskançlıktan oluşmuş bir ateş topu gibi dolaşıyorum ortalıkta, safi zarar. En basit şunu anlatayım; bir iş toplantısı için Erenikom Paris’e gidecek. İş toplantısı için. Paris’e. Erenikom. Bensiz. İş toplantısı için. Önce bir; “Kıskanmadım ki, gördüğüm bildiğim yer canım, sen de git gör tabii. Hem zaten çalışmaktan vakit bulamayacaksın gezmeye. Ama bak vaktin olursa kesinlikle Lüksemburg Bahçesine uğra, orada bir otur, bu mevsimde müthiştir. Ay bir de adresini verdiğim makaroncuya uğramayı unutma, Musevi bir amca satıyor, çok tatlıdır” diye sanki Paris’in yerlisiymişim, annem babam oralıymış da daha bu sene biraz da Türkiye’de takılalım demişiz gibi havalı havalı konuştum adama. Evet, bensiz gittiği için Erenikom out, adam in!

Hatta kısasa kısas değil mi, kızlarla hemen 2 günlük bir tatil planladık. “Antep’e gidelim, yemek turu yapalım yea” diye uçak + otel ve yemek masraflarını şöyle bir düşününce Shengen daha ucuza mal oldu, onu da iptal ettik. Taa kiii ben yorgun argın yemek yapmaya çalışırken Ereniko insanı sanki dünyanın en büyük derdi başına gelmiş gibi Eiffel manzaralı otel odasından bahsedince başladım ağlamaya. Evet gerçekten ağlamaya başladım. Bir yandan yemeği karıştırmaya da devam ettim. Ben ki Eiffel yazacak kadar Paris’i Pari diye okuyacak kadar kendimi Parizyen kabul etmiş insanım, benim yerime Fransızlardan hiç haz etmeyen, biri ( evet, o artık biri!) gidiyor, inanabiliyor musunuz? Benim ciddi ciddi ağladığımı görünce adam önce bir şok oldu tabii, beni de götürmek istediğini ancak neden gidemediğimizi falan Bilal’e anlatır gibi anlattı ve ne yazık ki haklıydı.

“Bari şu güzel havalarda (ben güneşli gün değil, kapalı hava insanıyım, lütfen garipsemeyin) Tuzla’nın bağrı yerine, bir boğaz kenarında dalgalar kıyıya çarparken yürüsek, ne bileyim Gülhane’ye uğrasak, yapraklar da dökülmüştür, mis olmuştur her bir tarafı şimdi. Ya da sabahın köründe çok da kalabalık değilken Emirgan Korusunun tadını çıkarsak. ” diyorum, yaparız aşkım yeaaa diye cevap alıyorum. Zaten kendi kendime yaptığım telkinler de suyunu çekmiş, gel de sinirlenme. Bir de tatlı talı sakinleştirdiği için kendisine kızamıyorum da, hıncım da içimde patlıyor anlayacağınız.

Neyse, ben biraz daha Skyscanner kovalayayım, belki gezebilme umudu içimde yeşerirse içimdeki cadı da ortadan kaybolur da yine motivasyonum geri gelir, kim bilir. Ay hem ben size daha Şaziye’yi anlatmadım. Neyse sonraki yazıda da ondan bahsedeyim. Şimdilik hadi o zaman, arrivederciii!!