Sıra Bana Geldi : Yürü Ya Kulum!

Bugün gözümü yine “gitme” isteğiyle açtım. Alelacele bavulu toplayıp önce Küba”ya gideyim istedim. Kalırız orada 1 – 2 ay nasılsa. Sonra Arjantin, Şili, Brezilya derken hoop ver elini Tayland. Tamam artık sıkıldım diyene dek böyle gezeriz, hatta çocukları da oralarda doğurup, bizim gibi gezgin yaparız. Kaldığımız süre zarfında tabii gönül ister ki bazı ünlü ablalarımız gibi çalışmamıza gerek olmasın ama valla garsonluk falan yaparım ben. Ama baştan söyleyim günde 4 saatten fazla çalışmam. Yani maksat yırtılan tshirtün, ayakkabının yenisi almak için bir de yemek yiyebilmek için paramız olsa yeter. Kuş tüyü olmasa da olur yani.

Erenikoya da söyledim hatta, verelim evleri kiraya, yiyelim paraları çatır çutur. Tabii benim mantık abidesi kocam hemen hatırlatıverdi; ama bizim hiç evimiz yoktu ki! Hatta sanıyorum ki; adam an itibariyle benim şizofren olduğumu düşünmeye başlamış bile olabilir. Ay hayır loto da çıkmıyor, bitcoin de düşüşte, insan soruyor tabii Allah’ım ben nasıl zengin olucam?!

Nooooooooo!

Sakın bana “çok çalışarak” falan gibi klişelerle gelmeyin. Zira ben denedim ya, o iş öyle olmuyor. Yıllardır çalış çalış bir hale geldim, bezdim valla ya. Lise ve üniversite zamanlarıma denk gelenler bilir beni, inanılmaz idealist ve anti-emperyalisttim. Şimdi şimdi anlıyorum, meğerse tüm olay ne denli ileri görüşlü olmamla alakalıymış. Gittim babamın gazına gelip işletme okudum ve kendimi özel sektörün kollarına bıraktım. Ya çocuğum, takip etsene sen ideallerini, gelmesene kapitalizmin oyunlarına. Üniversite bitince mesela, al bavulunu çık dünya turuna. Ama yoook, tüm okul hayatım boyunca (ve evet, üniversite de dahil buna) annemin ve sülalenin tüm kadınlarının “aman kimsenin elinden bişey yeme, içme” tembihlerine nail olunca gel de ikna et o anneyi. O ikna olsa diğerleri hemen dolduruşa getirir; aa duydun mu Süheyla ile Resul kızlarını tek başına dünyanın öteki ucuna göndermişler. Hadi o zaman yapamadın, bari şimdi yap değil mi ama? Al yanına hayatının aşkını da, gez karış karış dünyayı. Ama yoook; dünyayı gezmek yerine daha çok çalışıp, birbirimiz daha az gördüğümüz hayat şartlarını seçiyoruz ev, araba ve bir yığın eşya almak için. Fii tarihinde aldığım telefonun borcunu ödüyorum mesela şu anda, ya da evlenirken nasılsa Atina’da evimiz eşyalı öyle dertlerimiz yok dedikten tam 6 ay sonra almaya başladığımız ev eşyalarımızın kredisi de hala bir yük misali omzumuzda maşallah. Hal böyle olunca Ereniko da napsın, makul olmaya çalışıyor bana karşı. Zira ben tam bir Boğa kadını olduğum için bir yanım konfor için yanıp tutuşurken, bir yanım da özgür ruhun peşinde. Kaldı ki ben bile kendi içimde arada kaldım, o da haklı tabii.

Çok haklısın be Chandlercım!

Ay bir de dedim ya konforuma düşkünüm diye, ben öyle her yemeği yiyip, her koşulda uyuyabilen biri de değilim. Yani beni uyku tulumunda uyutabilmeniz için narkoz falan vermeniz gerekebilir, zira börtü böceklerle aramız hiçbir zaman iyi olmamıştır. Orman yürüyüşünden sonra bile hatur hutur kaşınan bir insan evladıyım neticede, gel de uyu öyle yerlerde. İşte o ev kirası tam olarak böyle zaman dilimlerinde geçerli. Yanii ille de 5 yıldızlı otel olmasın ama fareler de cirit atmasın mümkünse. Ama kararlıyım, şu borçlar bitsin bir de ev alcam, sırf kirasını dünyayı gezerken nam nam nam yiyebilmek için. Sonra da yazıcağım ilk yazının başlığını ekleyeceğim; Adios!

 

PS: Allah’ım n’olur parayı gitmek için kullanabilecek olan biz insancıkların dileklerini de tez zamanda gerçek eyle. Amin!

Reklamlar

Yoksa sen de mi mizantropistsin?

Selamlar a dostlar. N’aptınız, geçen hafta tır sürüsü üzerinizden geçmiş gibi hissettiniz mi siz de? Ben resmen bitmeyecek sandığım bir hafta ve göz kapaklarımın hızlı hareketleriyle bugüne geldim. Benim hayatımı zindan eden konu kadınlar günüydü. Hemen gelmesin aklınıza; kutlamadı diye Erenikoyla falan kavga etmiş olma ihtimalim, yok öyle bişey. Ama bundan 5 yıl önce kendimi hümanist olarak tanımlarken, geçtiğimiz haftanın da büyük payı ile birlikte artık mizantropistim ben ya. Bilmeyenler için söyleyelim, kelime anlamı insanlardan nefret eden demek. Malum kadınlar günü bu yıl Perşembe gününe tekabül ediyordu ve bizim bütçe de Çarşamba günü 17:00 sularında onaylandı. Onaylandığı gibi de bana haber verildi ki; Çiçek sepeti ile irtibat sağlayayım ve gönderimleri başlatayım diye. Tabii mesai 6’da bittiği için akşam 9’a kadar evde devam ettim datayı oluşturmaya. Şahsen patronlarım okuyorsa bunu yanlış anlamasınlar ama karşılığı hesaba yatmadığı sürece mesai yapmaktan zerre hoşlanmam. Her ne kadar soy ağacı belgesinde 7 göbek Yozgat yazsa da inanmayın; Kayseriliyim ben. Neyse işte ben içim rahat bi güzel Bomberman falan oynuyorum hatta, o denli rahatlamışım ertesi gün oldu adamlardan hala ses yok siparişi aldık, para ödeyin falan diye. Bir de o kadar kötü bir çağrı merkezi sistemleri var ki; her seferinde en az 2 dk boyunca yeni online hizmetlerinden bahseden bir santral, onu geçtikten sonra da sürekli farklı isimler.

Bi sus be, bi sus!

Neyse işte 2 gündür bana “listeyi atın, hemen siparişinizi oluşturalım” diyen Ceren isimli bir ablamız, kadınlar gününde saat 9:00 gibi tamam bugün hepsi çıkar dedi. Bazı bölgelere çikolata gitmiyor diyince de, ona da belirli limit aralığında farklı ürün gönder sana kalmış dedim, o denli de mükemmel ötesi bir müşteriyim yani. Tabii bizim ekipte yine bir rahatlama, oh yetiştirdik valla derkeeen Ceren aradı. Saat olmuş 11:00, abla bana diyor ki ben ürün gönderemiyorum. Her ne kadar kullanmayı daha çok sevdiğim farklı bir kalıp olsa da, görgü bilgimden dolayı kibar bi şekilde “benimle dalga geçip geçmediğini” sordum. Kadına direkt ulaşabildiğim numara yok, mail yok, 2 gündür tüm ürünleri teslim ederiz derken, şimdi bir de kalkmış diyor ki çok yoğunuz, ürün gönderemiyoruz. Bağla beni yetkiline diyorum, en yetkili benim diyor. Yahu ben Apple’da anlatıyordum insanlara bu derdi. Mail ile ulaşılamayan en yetkili mi olurmuş hiç? Neyse azcık cazgırlaştım falan derken 30 kişiye gönderebileceklerini söylediler zahmet edip; ki benim listem 120 kişiden oluşuyor. Ona da tamam dedim, bu abla listeyi oluşturdu, ben de ödemeyi yaptıracağım, bu sefer demez mi siz onay maili atmadınız yarım saat içinde ürünler sepetinizden silindi. Her fırsatta söylüyorum, ben çok sakin bir insan olmayabilirim, bu ilk defa sizlerin farkettiği bişey değil, ama yani hiçbir koşulda ulaşamadığım bir kadının güya attığı mail bana ulaşmamışken ve haliyle o esnada 3 defa arayıp ondan başka herkesle konuşmuşken, onun beni arayıp mailimizi aldınız mı bakın vaktimiz azalıyor demesi gerekmez mi? Demedi.

Çık dışarı, çık!

Tabii günün yarısına gelmişiz, bir yandan yerel çiçekçilerle bölge bölge işi çözmeye çalışıp, bir yandan Çiçek Sepetini darlıyoruz derken; Çiçek Sepetinin sahibi aracılığıyla Sevil Hn’a ulaştık da, ürünleri Cuma günü gönderebilecekleri, yanına da Logitrans’ın değil, kendilerinin yoğunluğundan kaynaklı bir hata olduğunu belirten bir not ve özel arama ekleyeceklerini belirttiler. Ertesi gün de keza tüm raporları bizzat ve manuel olarak yaptığım için tam böyle beynimden dumanlar çıkıyordu ki; whatsapp’ta çiçek olarak kaydettiğim ve adını bilmediğim biri yazdı : Sizin çiçekleri gönderdim ben; sizin firma adı neydi? 

Bu abi Perşembe günü konuştuğum yerel firmalardan bir tanesi. Sancaktepe civarındaki müşterilere gönderip gönderemeyeceğini sordum ve mailim ulaşmadığı için Whatsapp üzerinden bu adreslere gönderebilir misiniz? dedim hani yetişir mi manasında konuştuk telefonda diye doğru anlaşılır sandım. Meğerse abim sen kalk bu 4 müşteriye gönder çiçekleri. Bir de o kadar naif ki, aradım ne olup bittiğini öğrenmek için konuşma harfiyen şöyle:

Ben: Abi gönderdim çiçekleri demişsiniz ama gerçekten mi?

Abi: Evet, gönder dedin gönderdim.

Ben: Ama abi onay vermemiştik ki, hani yetişir mi manasında sormuştum ben, e sen de bişey demeyince farklı çözüm buldum ben.

Abi: Olsun, zaten müşterim olan bi şirket o, nolucak.

Ben: Tamam o zaman borcum ne söyle ödeme yapayım ben.

Abi: Çiçek başı 40 ver yeter.

Ben: Şirket onayı olmadığı için cebimden ödeyeceğim ben, havale yaparım sana.

Abi: Yok öyle şey, senden bir de para mı alacağım.

Ben: —————-????????——————

Ben: Nasıl yani?

Abi: Seninle dün o kadar muhabbet ettik, 4 çiçek göndermişim lafı mı olur, zaten çiçek veriyorum onlara, 4 tane de senin için vermiş olurum.

Ben: Abi sen gerçek misin? Yani cidden varsın dimi?

Abi: Hee, burdayım!

Abi: Sen boşver hele, arada bana sipariş verirsin olur biter.

Şimdi ben bu abinin adını da bilmiyorum, tek bildiğim Gardenya çiçek sahibi olduğu ve 10 lira için birbirine giren insanların yaşadığı gezegende hiç tanımadığı biri adına çiçek göndermiş olup, bir de beni bu denli utandırabildiği. İki günümü Ceren’e yedirdikten sonra günümü kotaran isimsiz kahramana selamlar olsun. Sancaktepe civarındaysanız da çiçekleri ondan başkasından almayın he, ötelemeyin yurdum esnafını.

Bundan sonraki zaman dilimlerinde kadınlar gününün kurumsal kutlamalarına karşı farklı yargılarım mevcut, mail atar, geçerim. Sonra vay efendim hediye gönderelim falanlarla gelmeyin bana, kurumsal kutlamalarda ben yokum, FYI

Tabii hafta boyunca o denli gergin olunca bakımsız kaldım, gideyim de müdürümün kadınlar günü hediyesi olan Gratis hediye kartıyla hunharca alışveriş yapayım! Haydi kızlar bir sene daha karşı cinslerimizin “ama erkekler günü niye yok yeaaa” geyiklerine maruz kaldığımıza göre happy women’s day!

 

Kilon mu Var, Derdin Var!

Selamlar olsun sevgili okur. Bu aralar yani yaklaşık 1,5 aydır kafayı kilo vermekle bozmuş durumdayım. Çünkü malum evlendikten sonra, işsiz kaldığım süre zarfında 2387426342 kiloya ulaşınca ve sanki ben bunun hiç de farkında değilmişim gibi çevremdekilerin “kilo versen güzel kızsın aslında” gibi hadsizlikleriyle karşılaşınca, bu işe bir dur demem gerektiğini hissettim. Aksi durumda uzaydan görünen cisimler arasında adımı da görmeye başlayacağım diye bir korku kapladı içimi. Tabii bir de gazla çalışan bir bünye olduğum için, kendi çapımda hodri meydan dedim herkese. Hedefim Temmuz ayına dek 20 kilo vermek ve yine aynı çevremden “biraz kilo alsan güzel kızsın aslında” yı duymak. Şimdi aranızdan ya boş versene sen çevreyi ne takıyorsun diyenler sen böyle de fıstık gibisin e bağlayanlar çıkar elbet, (Allah’ım nolur çıksın!) ama yoo dostum yoo.

Ben ki kendimi bildim bileli balık etli olup, özellikle de özel günler için kıyafet seçimlerinde dara düşmüş biri olarak, hayatımda ilk defa bu denli kararlıyım, aman bozmayın. Gerçi şimdi siz zavallılarım sanıyorsunuzdur ki; ben ölüm diyetine başladım. Bittabiki hayır. Yahu ben sapına kadar Boğa burcu bir ablayım, doğal olarak sloganım da boğazımı kesin ama yemeğimi kesmeyin oluyor. Argoda bunun için kullanmayı çok sevdiğim bir tabir var ama 18 yaşından küçük okurlarım için kendimi sansürlüyorum ve “bu ne perhiz ne lahana turşusu” dediğinizi duyuyorum. Şimdi arkadaşlar, benim olayımı basitçe sağlıklı beslenme ve spor olarak tanımlayabiliriz. Kendi kafama göre bir plan oluşturdum ve yaklaşık 1,5 aydır da bu plana tabii ilerliyorum. Mesela hayatımdan gazlı içecekleri çıkardım. Meyve suyu dahil ( taze sıkılmış değilse ) ekstra şeker eklenmiş bütün ürünlere üzüle üzüle el salladım. Zira beni bilen bilir; çikolata bir hayat şeklidir, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez! Ama bu demek değil ki çikolata ve çikolatalı tatlardan kendimi mahrum ediyorum. Yok kıız, öyle hindistan ceviz yağlısı ya da avakado soslusu gibi ikame lezzetlerin hiçbirini kullanmıyorum. Ay çok pahalılar ve yanii işte biraz fazla popülistler. Elbette yine tatlı yiyorum ama mümkün mertebe öğlen 1’den önceye bırakıyorum bu işi. Çünkü diyetisyenlikle uzaktan yakından alakası olmayan bir arkadaşım çikolata, pilav, makarna gibi tatların 13:00’den önce vücuda girmesi aynı şekilde yakılmasını kolaylaştırır dedi. Sizce de çok mantıklı değil mi? Zira benim işime fazlasıyla geliyor.

monica

Önceden haftada en az 1 defa dışarıdan yemek söyleyen ve bunu da haliyle pizza ve hamburger üzerine kullanan, üstüne bir de benim ısrarım ve Erenikomun pes etmesi sebebiyle waffle gömen bir bünye, işten gelip en az 1 saat spor yaptıktan sonra saf protein ya da salatayla beslenmeye başladı. Sabah kahvaltılarında poğaça mı?! (Dikkatinizi çekerim bu bir soru değil, olumsuz şaşkınlık ibaresi) Elbetteki yasaklı. Halbuki ben poğaçanın peynirlisine, böreğin sulusuna hasret kalmıştım Yunan ellerinde. Poğaça, börek yerine yağsız süt, hurma neyimize yetmiyor? (Bak işte, bu bir soru cümlesi!) Nihayetinde günlük programımız yağı ve şekeri minimuma indirmek ve üstüne güzelce de bir spor patlatmak. Amma velakin tüm bunlara rağmen her ne kadar inceldiğimi hissetsem de öyle bir woooww rakamlarla karşılaşmıyorum tartıda. Hatta spordan sonra Ereniko 300 gram vermişken, ben hoop 700 gram almış oluyorum. Hadi onu da geçtim, tartının yerini 10 cm mesafeyle değiştir, kilo farklı çıkıyor. Ama ne hikmetse ibare hep yukarıya maşallah, az gösterse oraya mıhlıcam yeminle. Sonra neymiş Erensu çok sinirliymiş, utanmasa tartıyla bile kavga edermiş. Ederim efendim, ben tartının az gösterenini severim!

angry

Şaka bir yana elbetteki bu durum vücudumdaki yağ oranının azalması, kas oranının artması ile de açıklanabilir. Zaten tam teşekküllü bir diyet yapmadığım için de 1 ayda 10 kilo vermiyor olmam sanıyorum ki makul bir durum. Diyetisyen arkadaşlarımdan azar yememe umuduyla, yaptığım yöntemden ve bu süre zarfında gram aç kalmadan nasıl 1,5 ayda nasıl 4 kilo verdiğimden bahsedeyim. Sabahları az önce de söylediğim gibi 3 adet hurma ve yağsız süt / haşlanmış yumurta ve yarım yağlı peynir, salatalık, domates / haftasonu sucuklu yumurtaya abanıyoruz ama. İki ara öğünde meyve ya da kuru yemiş ya da havuç, öğlen yemeğinde şirkette ne çıkarsa, akşam yemeği de yağsız et ya da salata. Tabii her gün olmasa da haftada 1 defa yediğim tatlıları da unutmamak lazım.

nutella

Şimdi her ne kadar Nutellayı kaşıklamakla, havucu kemirmek aynı olmasa da; sonuçta ortalama 20 yıldır havuç yerine Nutella yediğim için bu halde olduğum gerçeği, tokat misali, çarpıveriyor yüze. O yüzden elindeki bol kalorili az besinli şeyi hemen yere bırak sevgili okur. Çünkü ne kadar ümit etsek de “balık etli kadın modeli” o kadar da moda olmadı yani, kabul edelim bunu. Varsa sizin de bildiğiniz, böyle çok alengirli olmayan yöntemler, pul biberli, limon sulu yoğurtlar ya da tarçınlı su gibi püf noktalar yorumlarda buluşalım.

Arrivedarçiiiii!