Taşınmak mı? Ben almayım!

Selamlar sevgili dostlar. Duyduğum kadarıyla bazılarınız kırılmış İstanbul’a geldik geleli aramadık, sormadık diye. Ama kızmadan önce durun bir dinleyin, neler geldi başımıza bir bilseniz… Resmen dik başlılığımın cezasını çekiyor, müebbete mahkum ediliyorum. Elbet bu büyük konuşmaların da bir affı vardır ve mutlu sona ulaşabilirim. Şimdi hazırsanız şu son 2 haftanın minnak bir özetini sunayım.

Bir önceki yazıdan da hatırlarsanız sevdiceğimin ikna kabiliyeti sayesinde Türkiye’de yaşamaya karar vermiştik. İşin en zor kısmını da bu kararı vererek yaptığımızı düşünmüştük ki, başımıza gelen olaylarla bunun hiç de böyle olmadığına karar verdik. Şimdi şöyle ki, hazırdaki paraları yediğimizden mütevellit, eşyasız evden ziyade eşyalı evlere bakalım, 1 sene içinde de elbet para biriktirir kendi eşyalarımızı alırız diyorduk. Ne kadar da mantıklı değil mi? Yani sonuçta Atina’da da eşyalı evde yaşadığımızdan bize pek de garip gelmedi işin doğrusu ama öğrendik ki İstanbul’da eşyalı ev pek de sağlıklı bir şey değilmiş. Zira eşyalı ev diye aratınca, benim yeryüzünde en sevmediğim ilk 5’e rahat girebilecek semt olan Beylikdüzü çıktı karşımıza. Sanki Adnan Ziyagil’in veliahtıymışızcasına “amaan iş buluruz zaten, önce eve çıkıp düzenimizi oturtalım da!” dedik ve nedendir bilinmez ikimize de çok mantıklı geldi bu önerme. Gerçi Ereniko’nun görüştüğü bir firma vardı o sıralarda sanırım biraz da ona güvendik. Yoksa hadi ben fevri insanın tekiyim ama Eren eşeğini sağlam kazığa bağlamadan şurdan şuraya adım atmaz.

“Bak, şu köşe takımı iyiymiş!”

Neyse, bir sürü saçma sapan eve girdik çıktık derken, 3. gün tamam dedik, bu daire güzelmiş. Tüm tezcanlılığımızı yanımıza alıp koştuk gittik sözleşme imzalamaya. İmzalamaz olaydık.

Bu esnada annem de Türkiye’de kalmamızı sanırım sadece evindeki eşyaları gitsin diye istemiş. Zira öyle bir eşya çıkardı ki kadın evinden, “diğerlerini de kendi evine çıktığında getiririm” diyor bir de. Neyse biz sözleşme imzaladığımızda annem de bana ait olduğunu düşündüğü bütün malzemeleri kolilemiş, yığmış kapının önüne. (Sadece 2 koli dolusu kitap bana aitti, diğer malzemeleri ahir ömrüm boyunca görmedim bu arada.)

Ertesi gün oldu ev temizlemeye gittik, tabii ev eşyalı olduğundan ve her ne kadar temizlendiği iddia edilse de temizlikle pek alakası olmadığından yaklaşık 7 -8 saat sonrasında bu işlemden de alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Bu esnada günlerden Çarşamba. Biz de tabii Erenikoyla birlikte uzunca bir süre bu evde kalacağımızdan dolayı evi hafiften düzenlemeye ve alışveriş yapmaya başladık ve bizim bu insani planlarımız yukarıdakileri oldukça sıkmış olmalı ki, biraz eğlence katmaya karar verdiler olayın içine.

Aynı gün bir telefon geldi ve Tuzla’da çok iyi bir pozisyon için Ereniko’yu görüşmeye çağırdılar. Günlerden oldu Cuma, bizim de aklımızda deli sorular tabii bu esnada. Aynı gün hem eve çıkmadan haber beklediği işten, hem de Tuzla’daki bu yeni işten teklif aldı paşamız ve artı eksi tablosunu gün yüzüne çıkarıverdik yeniden. Tek bir eksi dahi bulamadan Kurtköy’e taşınma kararı aldık ve bu da yaklaşık bir 15 – 20 saniye kadar sürdü. Bizden daha farklı bir hamle beklemiyordunuz sonuçta değil mi?

Tabii 1 hafta içinde 2. defa taşınma kararı bizim için kolay olsa da işin içine ev döşemek girince ( eşyalı evi İstanbul’da bir defa tecrübe ettim, bir daha mümkünse almayayım.) güya (!) hiç evlenmek istemeyen Ereniko’yu görmeniz lazımdı. Adamın içinden “evim evim, güzel evim” sunucusu çıktı resmen. Tv ünitesi şöyle olsun, buraya da böyle bir tablo asarız, halımızın deseni ile dolabın rengi aman uyum sağlasın. Başkası yapsa böyle 5 karış asardım suratımı, git döşe kendin, otur bir başına derdim de, söz konusu Ereniko olunca tüm erimişliğimle “tabii aşkım, ne de güzel oluuurrr” deyiverdim gözlerimden kalpler çıkartarak. Ama bir kez daha anladım ki ben baya zevksiz ve bilgisizmişim ev döşeme konusunda. Biraz da çabuk yoruldum sanırım, ilk gördüğümü alıp gitmek istesem de, sabırlı bir adamla evlenmenin lüksünü yaşıyorum galilba 🙂

Hiç rahat değilmiş!!

Sonuç olarak mis gibi eşyalar seçip, asla heyecanlanmayacağımı düşündüğüm bir olayı yaşadım. Tabii, gönül isterdi ki, 2 hafta içinde 2. defa yapmayalım bunu ama, olsun, bugün itibariyle 3 – 4 yıl taşınmak eylemine ortak dahi olmayı planlamıyorum bilginiz olsun. Şimdi tüm sürece hakim olduğunuza göre, öncelikle bana Tuzla bölgesinde güzelinden bir pazarlama ( satış değil yalnız, bu konuda netim) uzmanlığı ayarlayıverin. Hee, ev hediyesi almadan duramam dediğiniz anda bir haber edin de bakalım eve, eksik ne kalmış 🙂 Haydi kalın sağlıcakla!

Reklamlar

Yeni başlangıç kararları

Merhabalar sevgili okurlarıım. Size her zaman ki gibi bombastik haberlerim var ve işte tam olarak bu sebepten dayanamadan sabahın köründe yazmak istedim, zira adetim değildir bilirsiniz.

Neyse lafı çok uzatmadan yeni havadisimi paylaşayım o halde. Bildiğiniz gibi Erenikomla Malta’ya taşınmaya karar vermiştik. Onun belgelerini bekleme sürecimiz 5. ayını doldurunca ve biz işsiz kalma süremizin 3. ayına denk gelince minik bir detayı fark ettik. Biz kariyerimize oyun sektöründe devam etmek istemiyoruz ki. Biz daha düzenli bir hayatımız olsun, eve geliş gidiş saatlerimiz belli olsun, birlikte yemek yapabilelim istiyoruz. Malta’ya gitsek hem elimizdeki para yetmeyeceğinden borçlanacağız, hem de bu bahsettiğim düzenli hayata sahip olmayacağız. Baktık ki orada kazanacağımız 2000 Eurodan ziyade, birlikte harcayacağımız TL’ler daha huzurlu göründü gözümüze; biz de akşam haberlerini, zamları, yobaz düşünceyi, trafiği, kalabalığı vb. göz ardı ederek kendi ülkemizde yaşamayı tecrübe etmek istedik. Yani İstanbul’a taşınıyoruuuzz!

                                                  hadi İstanbul’a taşınalım

Ay hayır zaten ben bahar insanıyım ne işim var 40 derecenin üstündeki Malta’da acaba? Hem Merve söyledi denizi hiç de iyi değilmiş. Yani daralınca denize girme olayı da fiyasko anlaşılan. Gerçi Malta’da terasında jakuzi ya da havuz olan evlere bakmaktan İstanbul’da nasıl olacak çok kestiremiyorum ama havuzlu site de işimizi görür heralde. Aynen dediğiniz gibi, annemin karnından jakuzi ile doğmadım sonuçta!

Sonuçta ben doğduğumdan beri Şirinevler’e yakın yaşıyorum; pek tabii istediğim gibi giyemem, davranamam. Belki biraz da bundan dolayı daha Atina’dan dönmeden İstanbul’da yaşamanın korkunç olduğunu düşünüyordum. Tabii bizim ilişkiyi bilen bilir, fevri kısım ben, mantıklı kısım Ereniko. Hemen tüm mantığı ve şirinliğiyle devreye girdi;

Vay efendim biz seninle istediğin yerde oturacağız zaten, arkadaşlarımızla yine planlar yapacağız, hem bak burada hem çok rahat ortamda çalışıp hem de çok iyi paralar kazanan arkadaşlarımız var, zaten Malta vatandaşlık da vermiyormuş; boşver çocuklarımız da Türk vatandaşı olsun, bize ne… Tabii buna Mehmet Can ve Merve de tuz biber oldu. Biri Türkiye’de çalışmanın avantajlarını, diğeri de Malta’da çift olarak düzenli bir hayata geçmenin zorluklarını anlatınca dün kararımızı vermiş olduk. İstanbul’da kalıyoruz. Umarım bundan birkaç yazım sonrasında pişmanlık duymayacağım bir karar almışızdır. Şans dileyin bana bir de güzelinden kurumsal bir iş, ne iş olsa yaparım demeyeceğim, pazarlama önceliğimdir. Gördüğünüz gibi bu yazımda da Malta’ya bok atıp, İstanbul’u nasıl göklere çıkardım belli değil.

Ben şimdi biraz ev bakayım bari İstanbul’dan. Ay resmen burada kalıyoruz, hadi hayırlısı. Bol vantilatörlü günleriniz olsun çüüüzzzzz 🙂