“Dış Mihraklar” Yaptı Yapacağını!

Gurbetçiler, sizden hiç haz etmiyorum. Siz ki yıllardır Türkiye’de yaşamayıp, vatandaşlık, sosyal hak, çocuk parası, işsizlik maaşı, demokrasi ve özgürlük içinde yaşarken ama ne hikmetse vatan millet özleminden olsa gerek bir Türk arabeskliği içinde, Tayyip diye ağlıyorsunuz ya, işte bu sebepten sizden hiç haz etmiyorum. La o kadar meraklıysanız, buyrun siz buraya gelin, ama yok rahatınız yerinde, e davulun sesi de uzaktan hoş gelir, normal. Ama bak bizim söylenmemiz çok normal, Yunanistan’da yukarıda yaşadığınız rahatlığın 10 binde 1’i yok. Ama o adamdan öyle nefret ediyoruz ki, sanırım bu sebepten ya o ölüp gidecek ya biz, ancak öyle dönüp geliriz ülkeye. Canım gurbetçi, sürekli “dış mihraklar” falan diyorlar ya, gözünü seveyim kanma artık şu saçmalıklara. La ortalığı karıştıran hep bunlar.
Hayır bir de işin içinde oyunlar oyunlar. Resmen ülkeyi Brezilya dizisine döndürdüler. Ama bizim millet sever dizileri, entrikaları haksız mıyım? Çıkıp Bağcılar meydanında miting yapıyor, neymiş oradaki millet durduracakmış Hollanda’yı. Sevgili okur, Hollanda, bizim Konya’dan sadece 3 bin km² daha büyük. Nüfusu desen 16,8 milyon. Var sen hesap et bizim kaçta birimiz olduğunu. Ama kişi başına düşen milli gelirleri de 50.793,14 USD, yani, bizim 5 katımız. Şimdi canım dostum, sen adamların ülkesine hem işçi olarak gideceksin, çünkü ülkende iş yok, hadi diyelim ki işi buldun, güvencen yok. Orada paşa paşa yaşarken, kim olduğunu, nereden mezun olup, asıl mesleğinin ne olduğunu bilmediğin bakanın; ki ben, adını da bilmiyorum, diplomatik prosedürlere bile isteye karşı çıktığında, yani o ülkenin milli egemenliğini tehdit ettiğinde, pek tabii ki almayacaklar ülkeye. Babasının ahırına mı geliyor o adam? Kurallara uyacak efendim. Neymiş biz Türkmüşüz, yakar, yıkarmışız. Hadi oradan.
Vay efendim bakan sınır dışı edilmiş, vay efendim uçağı indirilmemiş. Aç gözünü sevgili kardeşim. Referandum öncesi baktın ki “hayır” oyları önde, hemen çakallık yaparak milletin, milliyetçilik damarını kabarttılar. Hem ülkeme giriş izni isteyip, azınlıktaki nüfusumu azdırmaya niyetleneceksin, hem de ben seni buyur edeceğim, öyle mi? Bir de Hollanda polisine “sık bakalım sık bakalım” diye slogan atmışlar. Kardeş, biz Taksim’de o sloganları attığımızda “terörist” diye yaftaladınız, ne çabuk unuttunuz?
Ben size söyleyim Türk olmanın asıl bir durum olduğunu; savaşçıdır bizim millet, yumurta kapıya dayanınca ( bkz: Kurtuluş savaşı) kadın erkek ayrımını ilk o defa yapmaz. Ama günlük hayatında unutkandır, öyle bir unutkandır ki, aynı hataya pek çok kez düşer. Hep bir lider arayışındadır, bir tane bulur ve o varlık bunların kanını emip, öldürene dek sesini çıkarmaz. Bizim millet padişahlığa hala öylesine özenir ki, Cumhuriyet`in meclisinde konuşma hakkı elde eden bir yaratık, Almanların Mercedes’i ile bizim Cumhuriyetimizi bir tutar. Bir de utanmadan, yüzü kızarmadan bunu Çamuriyet olarak dillendirir. Haberlere düşmez bile bu, insanlar telaş yapmaz bile. Ama bizim milletimiz, Apple, Türkiye’yi uluslararası garantiden çıkardı dediğimizde, ana haber bülteninde yayınlar, Apple’ı protesto eder. Bizim millet biraz deve kuşu misali, yüzü gözü toprağın altında. Ama ateş de düştüğü yeri yakar. İlle başı derde girecek bunlar yüzünden de, sonra dikilecek ayağa. Bizim millet, çalışkandır, zekidir elbet; ancak nedendir bilinmez, bunu kullanmayı çok sevmez. Fakirdir bizim millet, bu sebepten fakir edebiyatını da pek sever. Onun için denize giren Atatürk’ün değil de, attan düşen Tayyib’in yeri ayrıdır. Acıma duygusunu ve insanların kendisine acımasını nedense çok sever.
Ey Türk Milleti; O’nun da söylediği gibi, birinci vazifen olarak, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza etmek zorundasın. Bana yazma, sana protesto etme hakkını, dilediğin ülkede saygın bir şekilde yaşama hakkını, eşitliği, özgürlüğü ve hoşgörüyü sunan bu sistemin devam etmesi için, referandum sürecine kadar yapılan ve yapılacak olan her çirkefliğe, ucuzluğa  karşı durmak zorundasın. Güçlü bir Türkiye’den kasıtları ne bilmiyorum, bu yazıyı okur musun onu da bilmiyorum, ama Demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti için “HAYIR” demek zorundasın. Oylara güvenmediğini, değiştirileceğini düşündüğünü biliyorum, ama sen yine de avazın çıktığı kadar konuşmak zorundasın.
HAYIR’lı günlerin olsun!
Reklamlar

Happily Ever After

Balayı izni bitip, iş hayatı yeniden başladığına göre bir tbt yazısı yayınlamanın da zamanı geldi demektir. Her yeni gelin gibi pek tabii ki ben de sürekli fotoğraf yayınlamak için yanıp tutuşuyorum. Amma velakin bu sosyal medya çok gaddar canım okur. İki dakikada dar ağacında sallandırıverirler beni diye fotoğrafları buraya sakladım ben de. Hazırsanız başlıyorum 🙂

Malumunuz düğün İstanbul’da olacağı için, nikahı Atina’da yaptık. Böylece hem buradaki çevremiz olaya dahil olmuş oldu, hem de konsoloslukta evrak işleriyle uğraşmamış olduk. Nikaha sadece sevgili kişisinin sağdıcı gelebildi, benim nedimeler izin alamadı ne yazık ki. Vize saçmalığı yüzünden ailelerimiz de yoktu, ama olsundu, fotoğraflarla şenlendirdik onları da. Baktık ki Sedat işten güçten zar zor vakit bulmuş bu 3 günü değerlendirelim dedik, ki bizden çok o eğlendi kesin. Tam olarak bu sebepten nikahtan bir gece önce bütün arkadaşlarla buluşup zil zurna eğlendik. Ama benden size bir tavsiye, nikah günü baş ağrısı istemiyorsanız siz bunu birkaç gece önce yapın. Aksi halde kendi düğününe gidesi gelmiyor insanın. Neyse, baktık o kadar kişi bizim için izin almış gelmiş, el mahkum biz de hazırlanmak için sabahın köründe uyandık.

Şimdi, bilen bilir, ben 9’dan önce uyanıp, güne erken başlayanlardan değilim. İşte bu sebepten saat 11’e kadar kuaförde de zombi gibiydim. Neyse, saç yapılırken bizim Türkçe konuştuğumuzu duyan yetkililer hemen devreye girdi. Atina’nın göbeğinde hem de nikah günü en son dinlenmesi gereken şarkıyı çaldılar; İbrahim Tatlıses – aramam, sormam bir daha. Önce bir yanlış anladık, melodisi benziyordur dedik ama sonrasında Mahsun Kırmızıgül’ü duyduğumuzda emin olduk. Sağ olsunlar, bize jest yapmışlar. Hayır benim ruhum zaten arabesk, duygulanıyorum bu saçma şarkılarda derken annem aradı. Zaten 2 buçuk yıldır yanlarında yaşamıyor olmama rağmen hüngür hüngür ağlattı beni sağ olsun. Tabii bu esnada tüm kuaför başımda ve Eren’e çemkiriyorlar niye ağlatıyorsun kızı diye 😀

Sonunda, saç, makyaj, manikür derken işlerimiz tamamlandı ve ekibin geri kalanı da bizi almaya evin önüne geçmişti. Ama bendeki aksiliği görmeniz lazım, ya da görmediğiniz için şanslısınız, bilemedim. Ben aksileştikçe, her şey bir o kadar yolunda gitti resmen. Sanıyorum ki insanları da bir o kadar canlarından bezdirdim. Yok efendim çantam nerde, vay efendim ben acıktım, susadım ben, niye kimse su almadı? Hayır, bunu yapan kendi evladım olsa döverdim ama işte gelin olmak böyle bir şeymiş, yaşasın gelin olmak!

Ne demek sadece Erciyas kalamam?!

Nikah anına dair çekilen videoyu izledikten sonra anladım ki, stres yüzünden saçma bir gülüş yapıştırmışım yüzüme ve arada öyle bakışlar atmışım ki, tövbeler olsun. Bir de başkonsolosla pazarlık yaptım, soyadım değişmesin diye. Yani derdim her iki soyadımı da tutmak değildi aslında, bir tek kendi soyadımla kalmaktı. Ama ne yazık ki Türk medeni kanunu buna hazır değilmiş. Hep söylemişimdir, bu ülke vizyonuma henüz ulaşmadı, peh. Baktım ki kaçış yok bu durumdan, bir iki saniyelik düşünme aşamasından sonra Erensu Erciyas Yay olmak için evet dedim yine o garip gülücükle. Nikah bitti zavallı başkonsolos tebrik etmeye çalışıyor, elime verdiler nikah cüzdanını benim derdim fotoğraf çekmek. Hayır, adam iyi ki onu sevdiğimden emin, yoksa sırf fotoğraf çekmek için evlendiğimi düşünebilirdi, sonra al başına belayı 🙂

Akşamında arkadaşlarla yemek, sonra şirketin maskeli balosu derken benim tüm kaprisim uçtu gitti. Ama tabii maskeli baloya gelin kıyafetiyle gittiğimi sanan insanlara, gerçek gelin olduğumu söyleyince nanik yaptılar. Sanırım benden beklenmeyen hareketler, yapacak bir şey yok. Darısı başınıza.

Bu arada 31 Mart tarihine kadar en çok kullanacağım kelimenin “pardon da, ben gelinim!” olduğunu bilin, ona göre bana bir süre itiraz etmeyin. Neticede “pardon da, ben gelinim!”