Ay resmen nişanlandık!

Follow my blog with Bloglovin

Siz siz olun, büyük konuşmayın arkadaşlar. Şu hayatta başıma ne geldiyse büyük konuşmaktan geldi denilebilir. Ciddi ciddi şom ağızlıyım sanırım. Bu olay “Ben asla özel sektörde çalışmam, idealistim bir kere, akademisyen olucam.” ile başladı. Görüldüğü üzere özel sektörün Allah’ında çalışıyorum resmen. “Ben İstanbul’u bırakıp hiç bir yere gitmem, başka yerde yaşayamam ki hem.” derken, kendimi “İstanbul mu? Aman Allah korusun.” modunda buldum. Son olayım da “Ben asla evlenmem, evlilik bana göre değil. Zaten ben evlilik kurumuna inanmıyorum.” dediğim anda müstakbel damadımıza tuzlu kahve içiriyordum. Hayır, insan azıcık tutarlı olur değil mi? Bende o yok işte.

Malumunuz, geçen hafta kız isteme ve nişan olayını aradan çıkardık. Bu esnada benim kullandığım tek kelime ise; gerginim! oldu. Ben parti malzemeleri almak için boş gününde Tahtakale’yi talan eden bir insanken, Elif’i de peşimde sürükleyerek nişan malzemeleri almaya gittim. Aslında biraz da benim içime sinen bir şey olsun diye kütük tepsi bakıyordum; ama üzerine çiçek yapıştırılmış kütüğe 170 TRY vermek tabii ki de içime sinmedi. Ben de haliyle en klasiğinden kapıp, tüm alışverişi tek bir dükkanda bitirdim.

IMG_4372.JPG

       Tuzlu kahve taşırken klasik pozumdan vazgeçeceğimi mi sandınız?

Büyük gün geldiğinde, ki bu benim için hayatımın en gergin günüydü aslında, dünyanın en komik elbisesi ve en kötü saçına sahiptim. Hayır bir de o gerginlik anım belli olmasın diye öyle bir gülmüşüm ki diş tellerim yerinden fırladı resmen. Hayır az hanım hanımcık ol değil mi, ama nerdee, ağzım beş karış açık bir de gitmiş sağ yanımdan poz vermişim paso. Zira klasik pozumu hepiniz biliyorsunuz. Bir de almış olduğum kilolar da cabası ki bu fotoğrafların çoğunu paylaşmayacağımdan emin olabilirsiniz. Zaten benden ziyade söz tepsimin fotoğrafı var.

IMG_4408.JPG

                                                                       Çikolata almaz mıydınız?

IMG_4418.JPG

 

Söz tepsisini can dostum Tuçemu taşıdı ama onunki taşımaktan ziyade başka bir şeye dönüştü. Yani şöyle ki, 2 saatlik nişan süresinde verilen yemek molası hariç tepsiyi hiç bırakmadı diyebiliriz. Sadece onun fotoğraflarından bile mis gibi albüm yapılabilir. 😀

 

IMG_4442.JPG

                                                                         Ay resmen nişanlandık!

Derken nişan süreci nihayetinde bitti ve benim de üzerimden büyük bir yük kalktı. Ama sanıyorum ki işin büyüğü yolda; zira 31 Mart’ta düğünümüz var. Evet biliyorum canım okur, çok yakın bir tarih, germe beni lütfen. Ayrıca kış düğünü olduğunu söylemiştim, beşi bir yerdelerinizi kapın gelin, iki göbek atarız. Şaka şaka, çeyrek altına da okeyim 🙂 Yani sizin anlayacağınız benim düğün hakkındaki meşhur direnişim sonuçsuz kaldı, o düğün olacak. Ben de hazır gelin moduna girmişken iki dergi okuyayım, internetten araştırayım derken bir sürü yapılacaklar listesi buldum. Yok efendim cilt bakımı, kavitasyon, sıkılaştırma, iğnesiz estetik vb. off. Hayır kilolarımdan da anlayacağınız üzere ben ahir ömründe spor yapmamış bir insanım. Cilt bakımına dair bildiğim tek şey, gül suyu. Ama neymiş efendim hayatımın en özel gününde ışıltılı bir cilde sahip olmak istemez miymişim?! Fotoğraf çekimini ve saç makyaj provasını halletmem gerekiyormuş falan filan. Hayır kimse de demiyor ki, bu kızın hamurunda yok böyle şeyler, ona bir asistan tutalım, araştırsın bulsun, yönlendirsin bu yavrucağı diye.

Siz yine de bildiklerinizi anlatın bana, şu kavitasyon denen olay nedir ve neden yapılır sorularının cevaplarıyla başlayabilirsiniz. Ben de büyük konuşmaya devam edeyim azıcık, yoksa bu üşengeçlikle kendi düğünüme gitmem resmen.

Ben asla kilo vermem!

Ben asla Londra’da yaşamam!

….

IMG_4342.JPG

IMG_4533.JPG

Reklamlar

Bir Gollum Hikayesi

Selamlar dostlar. Size yine pek şahane haberlerim var. Aslında daha da ziyade normal bir insanın nasıl da Gollum’a dönüştüğünü anlatacağım. Son yazımda evlilik teklifi almadan evlenme aşamasına nasıl geçtiğimi nasıl anlattıysam, bir de sevgili kişisinin başının etini de yediğimden dolayı olabilir tabi, nihayetinde beklenen gün geldi ve ben de o meşhur diz çökme merasiminin baş kahramanı oldum.

Aslında şöyle nerdeyse son 1 aydır her gün yüzük aldın mı diyip durmamdan bıktı adam. İnatla da hayır almadım, almıyorum demeye devam etti. Neyse bir akşam Atina’nın göbeğinde Türk gecesi yapan arkadaşlarımızla beraber eğlenip, göbek atarken şarkı söyleyecekler diye benimkini aldılar sahneye. Sesi de güzeldir şimdi, ne güzel şarkı söyleyecek falan diye heyecanlanıyordum ki o klasik evlenme teklifi şarkısı çalmaya başladı. Şimdi normal bir insan hali hazırda bir de bu anı bekliyorsa ne yapar, bir mutluluk ifadesi, efendime söyleyim bir tatlı tebessümle falan bekler. Bende o iş öyle olmadı. Sağ olsun o anın geleceğini önceden bilen ve organizasyonda payı olan arkadaşlarımızın çektiği videodan anladım. Başını ellerinin arasına almış, ŞAKAAA, ŞAKAA diye aval aval etrafına bakan bir bendeniz oturuyor orada. Bre kardeşler, canlar, madem biliyorsunuz daha bir hanım hanımcık oturtsanıza beni orada. Bir de ben şaka diye haykırdıkça arkadaşlardan biri Eren’i duyamadığı için beni susturuyor, sus da dinle diye. Tövbe Yarabbim!

IMG-20161106-WA0001.jpg

Neyse ben böyle kendi çapımda haykırırken benim sevgili kişisi de çökmüş dizlerinin üzerine, benim cevabımı bekledi. Peki ben ortalama bir gelin adayının yaptığı şeyleri yaptım mı sizce? Tabii ki de hayır. Adama cevap vermeden yüzüğü taktım parmağıma. Valla yüzük aşkından değil ama ne yapacağımı bilemedim. İnsan bir hazırlar beni ya, suç hep onlarda. Neyse müzisyen arkadaşlar durumu fark etti de bi evet de bari diyerek durumu kurtardı.

Ama şimdi burada da var bir eksiklik. Normalde insanlar fotoğraf çeker “evet dediimmm” der, hele video varsa tadından yenmez. Bre cancağzım, ben zaten şişko olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum, bir de utanmadan beyaz giymişim. Ya madem evlenme teklifi edeceksin, söylesene siyahları çekip gideyim. Hal böyle olunca ve ben videoda Discovery Channels’ı temsil eder gibi çıktığım için imkanı yok paylaşmadım bir yerde. Eren’nin de en korktuğu şey ben o yüzüğü taktıktan sonra Gollum’a dönüşmemdi, ki dönüştüm. Ofiste gezerken kullandığım tek cümle “pardon da benim yüzüğüm var” Yani siz sosyal medya üzerinden görmüyor olabilirsiniz ama ne çekiyorsa o ofisin hatunları çekiyor benden.

Durumumun mazur görülmesini rica eder, hiç başlamadığım nişan hazırlıkları için minnak araştırmalarıma dönmek isterim. Tecrübeli arkadaşlar da bir iki öneride bulunursa pek makbule geçer. Sonuçta pardon da benim yüzüğüm var! 😀