Vatikan, Vatikan olalı böyle ben görmedi

Bilenler bilmeyenlere anlatsın, hafta başında doğum günü kızı olarak 24 yaşımı da şereflendirmiş bulunuyorum. Bu sebeptendir ki zihnimde “doğum günün kutlu olsun mutlu ol senelerce” şarkısı gezinmekte. Boncuktan kuşum yok ama olsun, seneye o da olur belki. Hem zaten bu yıl pek nefis, pek heyecanlı başladı, bozulacak diye korkumdan dilimi ısırmaktan bi hal oldum, aman diyin siz de.

Bir gün evde oturuyoruz, hayal bu ya, uçak biletlerine bakalım dedik. Diyen aklımızı seveyim. Roma’ya 40 euro’ya git gel bilet var, öylece göz süzüyor bize. Kayıtsız kalamadım tabi, o öyle acıklı acıklı bakıp, beni çağırırken. Sonrasını hatırlamıyorum, gözümü açtığımda uçaktaydım. Elimde bir online bilet ve ben Roma’ya gidiyorum. Hatta uçak sarsılarak havalanmaya çalıştığında “durdurun uçağı inecek var” diyerek Zeki Müren’e selam çakmışlığım bile var. Neyse havada geçen buhranlı 2 saat falan derken biz iniverdik. Yahu elimde pasaportum fiti fiti polis memuru aradım, hani damga basacak da “ bu yavrucak ülkemizi şenlendirdi” diyecek ya. Demedi. Ortada ne polis vardı ne kontrol noktası. Bagajı aldım ve çıktım. Öylece. Elimi kolumu sallaya sallaya. Hayır yani EU’dan geliyorum diye bu ne çifte standart en azından bi bakar insan, kaçakçı mıyım, azılı katil miyim, terörist miyim diye?! Ben böyle pasaporta takılıp kalmışken gözümü tekrar açtığımda hosteldeydik. İnan çabalıyorum ama yok, bu bölüm de silinmiş hafızamdan. Bu arada evet yanlış okumadın sevgili okur, hostelde kaldım, otelde değil. Yani böyle 6 hatun aynı odayı paylaştık falan. Ben ki cebindeki son 3 kuruşu karnını doyurmaktan ziyade, rahatına harcayan bir insan olarak bir ilki gerçekleştirmiş oldum, ama sanırım şimdi sorsan yine aynısını yaparım. “Gerçi 50 euro verip 6 kişi kalacağıma, 80 euro verir tek kalırım” düşüncesi beni cezbetse de bu seferlik rafa kaldırılabilir. Derken saat olmuş 10.30, ben de bazı parçalar hala yok, orada tanıştığımız Peru’lu hatunla geçtik yemek yemeye. Hayır şimdi ben sabah kahvaltısından, gece atıştırmasına kadar 5 öğün makarna yiyebilen bir insan olarak, Allah’ım dedim, cennetteyim heralde. Bak o kısmı çok net hatırlıyorum işte, bir makarnaya 10 euro verdim ama off dedim ya, daha önce yediklerim neydi acaba?!

Yemek yedik, karnımdan önce gözüm doydu derken, bu sefer de kendimi Limoncello içerken buldum. İlk bir kolonya içiyorum sandım, yanlış oldu heralde, insanların ayılıp bayıldığı şey bu olamaz dedim, ama sonra sus Erensu dedim kendime, sen biraya da demediğini bırakmıyorsun, sessizce iç, sevdin sansınlar. Sonra bir ara barın kalabalık masasında diğer turistlerle takılmaya başladık derken 2 kişi başlayan tatilim baya 15 kişiyle falan bitti. Yahu bu arada ben İtalya’ya gittim ama İtalyanca’dan çok İngilizce duydum. Ama öyle senin benim gibi sonradan öğrenilmiş, garip garip aksanlı olanlar değil. Bariz Avustralyalı, Kanadalı ve Amerikalı olan bebişlerle konuşması valla pek keyifliymiş. Düşünsene “nerelisin?” Dendiği zaman, insan bir ispanyol, bir brezilya, ne bileyim bir yunan falan der dimi, Minnesota nedir ya, şaka mısın sen arkadaşım?! Diyesim geldi ama sonra gözlerinin rengi hatrına neyse dedim, kıskançlığın lüzumu yok.

Neyse zaten bütün hafta çalışmışım, orda da sabahlıyoruz falan bir de sabahın 8inde uyandırılıyorum. Neymiş efendim müze gezecekmişiz, turistik mekanları görecekmişiz. Yahu arkadaşım benim tatilden anladığım şey, ara sokakları geze geze yanlışlıkla turistik mekanlara denk gelmek, gelmişken de iki fotoğraf çektirmekten ibaret. Hayır nerede görülmüş bi şehre gitmeden önce planlar yapıp, notlar aldığım. Ben hep yanımdakilere bıraktım bu işi, öylesi daha keyifli inan bak. Neyse ispanyol merdivenlerine aşık olup, Panteonla takıldım falan derken yine bir baktım ki makarna yiyorum. Hayır hava da nasıl güzel anlatamam, ben de tabii her turist gibi sosyal medyaya foto ekleyim de “bakın ben de geziyorum, aman ne de çok eğleniyorum” sansınlar diyerek fotoğraf koydum, koymaz olaydım. Yahu ertesi gün, yani benim son günüm oluyor bu, bir yağmur yağdı, aha dedim, ya şehir ağlıyor gidiyorum yarın diye ya da kenafir gözlünün biri hasetinden nazar değdiriverdi taa uzaklardan yamacıma. Neyse sabah zaten  4te yatmışım, gece yürüyüşü yapıcam diye kafam bi dünya kaybolmuşum falan, sabah 7de kapı nasıl çalınıyor ama, tamam dedim, dün ülkelerine öylece girdiğimi anlayınca güvenlik güçleri geldi heralde, hayatımın bundan sonraki kısmını bir italyan hapisanesinde geçiricem. Değilmiş, bizim kızlar gelmiş. Hadi bu sefer de Vatikan’a gidicez erken gidelim de sıra beklemeyelim dedi benim hatunlar. İyi dedim, gidelim. Ama nasıl suratsızım, hayır zaten uykum var ve kafam her şeyden daha da güzel, onlar bana Vatikan dedikçe, Papayı rehin alıp, müzeyi bombalayacak hislere sahibim haberleri yok. Neyse bilet alıcaz maşallah bir sıra var, dedim heralde bunun sonu Atina. Yani yanlışsam söyleyin ama, neymiş efendim; sabah 8.30’dan 12ye kadar sırada bekleyip 16 euroya içeri giricekmişim. Hayır desen ki bu kadar bekledikten sonra bedava, tamam başım gözüm üstüne, nihayetinde damarlarında Kayseri kanı akan bir insanım. Amaaa 25 euro verip içeriye anında girip saat 12.30’da yemek yemeye gidebiliceksem, tartışma o an biter işte benim için. Neyse Perulu hatun ben beklicem dedi, benim hatun da 26 yaşının altında olmadığı için haklı olarak 33 euro ödemek istemedi, derken ben yine gözümü açtığımda müzedeydim. Bu esnaları hakkaten net hatırlamıyorum. Siz siz olun a dostlar bu denli kutsal bir mekana hem 3 karış şortla, bi de utanmadan sarhoşken girmeyin olur mu, valla Allah çarpar sonra, benden söylemesi. İçeri girerken bizim gruptan bi çocukla tanıştım bu arada, Juan, ya Meksikalıydı ya da Arjantin, tam hatırlamıyorum ama pek sessiz, pek efendi bir çocuk, uslu uslu müzeyi gezdi arada da el mahkum benim fotoğraflarımı çekti. Ama Vatikan boyunca zihnimde “kafamda deli sorular, kolayca silemiyorum” çaldı. Yahu şimdi madem adamı asacaktınız, ne demeye sonradan tapmaya başladınız? Yok madem tapacaktınız, e ne demeye astınız? İşte ben bu soruyla boğuşurken Juan’ı da kaybettim ve nihayetinde kilisenin içine ulaşabilmeyi başardım. Şimdi evet cidden çok güzel, mimarisi, tabloları her bir şeyi pek güzelce hazırlanıp, yerleştirilmiş ama hepsi bu benim için. Hayır bir de ben müze gezmeyi hiç sevmem cidden, tablolar tamam ama antik heykellere hiç tahammülüm yok valla ne yalan söyleyim. Yahu bir de Efes gibi, Atina gibi antik kentin diğer uçlarını gezip görmüş ve bilhassa yaşamış biri olarak ne bileyim, bir wow moment yaşamıyorum açıkçası. Derken, baktım kapalı alan yeryüzündeki en kutsal mekanlardan biri dahi olsa, bastı beni, dışarı attım ben de kendimi. 3 4 saat benim hatuna ulaşana kadar ara sokakların muhtarı oldum. Yani şimdi Vatikan’a gitmen için hangi hattı kullanacağını bilemem ama metrodan inip ilk sağa ve ordan da sola dönüp dümdüz gittiğinde Pazartesi Pazarı’na çıkabileceğini biliyorum artık. İtalya’ya gelip pazardan alışveriş yapmak istersen hani, aklında bulunsun.

Bu arada İtalyan erkekleri öyle ayılıp bayıldığımız cinsten değiller, yakışıklı olanlar var ama adamların tipi bi halta benzemese bile %90 u çok güzel giyiniyor. Saygı duydum valla. Kahve içtiğim mekandaki garson para üstüyle birlikte numarasını da getirdi mesela, hayır pek de yakışıklıydı maşallah; ama sonra aklıma annem geldi, “tanımadığın insanlarla konuşma kızım” Konuşmadım anne.

Son günümüz böyle yağmur kıyamet geçerken, hostele kendimizi inan zor attık. Hayır iyiki merkezde konakladık, bir de uzağa gitsek napardım inan bilmiyorum. Derken bizim çocuklarla saati 4 yaptık ve gitme vakti geldi. Otobüste yer olmayınca yine prensesliğimden ödün vermeyerek, Sherlock Holmes edasıyla “taksiiii” diyiverdim, ne bileyim ben 40 euro tutacağını. Neyse sağlık olsundu. Şimdi işin garibi havalimanında iki bölüm yapmışlar birinde polisler vizeleri kontrol ediyor diğeri de shengen ülkesinden gelenlerin gittiği alan. Biz tabii polislere yöneldik, Türk pasaportumuzdaki Yunanistan vizesini kasıla kasıla gösterip, bir damgayı hak ediyoruz diye. Atina’ya gidiyorsanız eğer gerek yok dedi polis.  İyi dedim, diğer tarafta bakıcaklar elbet; ama ne oldu, yine bakmadı kimse lanet olasıca pasaportumuza. Sonrası iyilik güzellik işte. Döndük geldik Atina’ya, evimize. Hosteldeki 76 yaşındaki Hollanda’lı amcanın, Matt’in, Minnesota’lı deniz gözlünün hikayeleri ayrıca birer yazıyı hak ediyor bu yüzden önce benim hikayemi öğrenin istedim. Benim gibi hikayeler biriktiren, onları sarıp sarmalayan insanlar için hostel bulunmaz bir nimetmiş, bir de bunu tecrübe ettim.

Kısacası doğum günüm kutlu oldu a dostlar, hediyemi güle güle yaşadım. Çok da geç kalmadan zamanın akışına, dileğimi tuttum. Gerçekleşmeye başladı bile, asla tamamlanmaz ama her bir parçasına dahil olan dostlar, gittiğim gördüğüm yerler, zihnimde çalan şarkılar, tattığım lezzetler; hep var olun..

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s