Şeker mi Ramazan mi?

image

“Yar bana bir eglence” tadında işsizlikle geçen günlerime sevgili Mavi ile son vermeye karar verdim a dostlar. Bu sebeptendir ki evde bir çello ziyafeti alıp başını gitmekte. “All of me” ile başlayan ruh halim “istanbul sokaklari” nda son buluyor, anlayın siz durumumu.
Depresyonun biri bin para yani bende. İstisnasız her akşam Londra sokaklarında fink atıyorum, rüyamda. Haliyle İstanbul’un kalbi, bahçelievler’in göbeğinde uyanınca, yine bana hasret yine bana hüsran tribine el sallıyorum. Herkesin memleketine gidesinin tuttuğu şu lanet zamanlarda da bir yalnizlik bir yalnızlık..
Ordayken dondurma yemeye milyon kilometre yol kateden ben, evin altındaki markete inmeye üşenir oldum. Anlamadım gitti, sıcak mı çok, nem mi fazla. Hayır hani yazın bi başka olurdu? Hani midede kelebekler, ağaçlar böcekler? Valla bu böcekler sinir yaptı sanırım bende, zira hem sinirli hem melankoli olunca hiç çekemiyorum kendimi. İşte bu sebeplerdendir ki off tuşumu iptal edip normal insan kıvamına gelmeye karar verdim.
Efenim şimdi malumunuz bir kültür şoku olsun, bir ne oldum değil ne olucam kaygısı olsun  şoklardan şok beğeniyorum. 4 Levente gidip “bana her yer seni hatirlatiyor, Leicester!” tribine giriyosam bunda Tuçenin ve Tayyibin sucu vardir. Tuçenin sucu var zira bu özleme baş ortak kendisi. Tayyibin suçu var, be adam, 12 yilda bi duble yol yapicagina, şöyle bi metro hatti dayayip doseseydin de “Levente mi taşınsam, işe de yakın, hem metro da var” diye sınırlamasaydık kendimizi.
Neyse demem o ki, günlerden bayram geldi çattı. Belki de bu yüzdendir bütün sıkıntı, zira ben aile toplantılarında gerilen, bitse de gitsek kıvamında takılan bir yavrucakken, ailem gerçek bir akraba canlısı. Onun elini öp, buna hoşbeş et derken, gudubet gudubet otururken buluyorum kendimi bi köşede. Çok uzun zamandır akraba kavramına inanmadığım için uzak kalmak en guzeli bence. Zira samimi bir duzen 3kisiden de olussa yeter bana, ama dedikodu kazanindan ibaret 150kisi benden uzak Allah’a yakin!
Sonuc olarak yarin ogleden sonra ben kacmanin yollarini ariyor olucam, İstanbulda olanlar bir alo diyin, hadi eglenmeye gezmeye gidiyoruz diyin, canimi yiyin! Bayram cikolatasi da benden.
Ayrica bu da bir sitemimdir, yasimiz buyudu diye harclik almayan biz, ama “nerde o eski bayramlar” diye yakinanlar yaslilar. Once o el cebe bi girsin bey amca, yaş büyüdü ihtiyaçlar da büyüdü nihayetinde. Paris masrafimi cikaramadiktan sonra ne anladim bayramdan..
“Seker idi Ramazan idi” kalibinda, Kemal Sunal filmleri tadinda keyifli, eglenceli ve bol gezmeli bir bayram gecirin efenim, harclik veren olursa bana da haber edin, bi el opmeye gideriz artik 🙂

Reklamlar

Hadi topla bavulu, uzaya gidiyoruz!

Türkiyeye-İnen-Uzaylı

Zaman geldi, taşınıyorum artık. Öyle evden, şehirden falan da değil, direkt olarak bu gezegeni terk etme kararı aldım. “Ramazan’a özel Galaksi turları 299 £’dan başlayan fiyatlarla” adlı haberi gördüğüm an biletimi alıp, orada kaçak olarak da hayatımı sürdürmeyi planlıyorum. Zira dünyalılardan bir cacık olmayacağını anlayan pek sevgili uzaylı kardeşlerimiz bizi orada uzun süre tutmak istemeyebilirler.

Biz, uzaylılar var mı yok mu? Dost mu düşman mı? sorularıyla uğraşırken, adamlar sistemlerini kurmuş gül gibi yaşayıp gidiyordur zannımca. Hem sanmıyorum ki Satürnlüler, Marslılardan daha zengin olup, bunu savaşla kanıtlamak istesinler. Onlar bir tek biz Dünyalılara dokunmuyor bence, onların da huzurunu bozarız diye. Baktılar ki kardeşlikten uzak, kavgayla can ciğer canlılarız, “aman” dediler bence, “bunlar bizim huzurumuzu da bozar!” 

Ki bence yüzde bin beş yüz bozarız. Hem şimdi gelip bize dert anlatmaya da utanırdım ben uzaylı olsam. Yeşil renkli vücudu, gümüş renkli elbiseleri geçtim ( ki bu tanımlamayı da pek sevmem aslında, Hollywood’un aşılamaya çalıştığı bir münasebetsizlik olmasından dolayı) hala ırk, din, dil kavgası yapılan topraklar, o zavallılara ne yapar kim bilir. Bir de güven sorunu var tabi. Savaş çocuğu boyutu var işin. Yani sen Irak – Amerika savaşı esnasında çocuk olacaksın, okyanus ötesinden gelen, aileni katledip, seni vatansız bırakan “demokrasi” aşıklarıyla tanışacaksın, sonra da ” Selam Dünyalı, biz dostuz! ” sözüyle el sıkışacaksın. Oldu canım, başka? Valla geldiğine, geleceğine pişman ederler seni.

Kendi çocukluğumu düşünüyorum mesela, Irak savaşını bizzat hatırladığımı biliyorum. Çıkan haberleri, fotoğrafları, ağıtları. Belki de bilinçaltıdır bilinmez ama, Amerikayı bana güzel anlatamazsınız artık, güzel insan kan dökmez çünkü bana göre. Ya da İsrail.. Kendimi bildim bileli 3. sınıf insan olmaktan kurtulmadı Filistin ve Orta Doğu halkı, bizim gibi. İsrail’in yine canı sıkıldı ve “dur biraz mazlum ve mahzun öldüreyim de keyfimiz yerine gelsin” diyerek bu iğrenç oyuna başladı. Uzaylılar da baktı ki, medya suskun, diğer Müslüman devletler suskun, hatta bu zavallı Filistinlilerin inandığı melekler bile suskun. Kimse koruyamıyor, kimse kurtaramıyor onları bu saçma ölümlerden. Zengin ve şımarık komşu, bu zavallı müştemilat sakinlerini bir güzel katlediyor ve bütün dünya sessiz. “Biz en iyisi hiç karışmayalım, yavaş yavaş uzayalım, bizim oralara da gelirlerse ölü taklidi yapalım, zira onlar bizim toprakların da içine eder” dediler ve gittiler bence. 

Hayır, o turlar hiç başlamayacaksa, bu dünyayı baştan yaratmak gerek. Böyle zengin – fakir kavgasının olmadığı günleri görmek gerek. Orta Doğunun ayaklanıp, “hoop, Amerika, İsrail, sen mi büyüksün, ben mi? Ben, Orta Doğu, Petrolün ana vatanı. Dokunma çocuklarıma, dokunma topraklarıma” diyebilmeli bir Yaşar Usta edasında. Aksi takdirde ne İsrail vazgeçer o zavallı halkların kanını içmekten, ne de Amerika pes eder, aptalca fikirlerini empoze etmekten.

Sınıf ortalamamızın 2.5 olduğu düşünülürse, biz bile bu ayaklanmayı yapamıyorken, onlardan beklemek ne imkansız aslında. Bu sebeptendir ki, gitme vakti gelmiştir a dostlar. Ama madem biz gidemiyoruz öteki gezegenlere, diyorum ki toplanıp bi gemi inşa edelim ama şöyle büyükçe bir şey, turlar başladı diyelim. Bizim bu sömürgeci yaratıklar, o toprakları da “kontrol” etmek adına atlar kesin bu fikre. O pislikleri uzay boşluğuna bırakmamız da savaş çocuklarına hediyemiz olur.

Ya da cebi dolu adamlar yerine çocuklar yönetsin dünyayı. Oyun bahçesi gibi olur savaş alanları. Yani ne olursa olsun, koca bi devrimle olmak zorunda bu saatten sonra. Nihayetinde “çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil” 

Lütfen, bu katliama sessiz kalma! 

Evleniyorum!

wedding_4_content

  • Ee Erensu’cum, gittin geldin, bulamadın mı ordan bi kısmet?

  • Hayır XYZ teyze, bulamadım.

  • Tüh ya, bak yaşın da geliyo, elini çabuk tut. Bak bilmem ne teyzenin kızı da nişanlanmış!

İyi halt yemiş efendim! Hayır da bana ne? Yani kim koydu evlenmenin yaşını, adını, sanını? 25’e yaklaşınca bi söz, bi nişan, sonra hoop balayı. Zira bu aşamaların en sıkıcısı düğün olduğu için onu es geçtim. Hayır yani, şanımız yürüsün diye en son bilmem kimin sünnet töreninde gördüğüm bi teyze düğünüme gelecek, garip şekillerde göbekler atacak ve ben, belki de kredi çekip bunun masrafını ödeyeceğim. Neden? Yok canım, saçma yani. 

E bununla da bitmiyor ki; ev döşe, yıllık tatil, aylık ev giderlerini hesapla, çocuğun okulu, yüzmesi, dansı, matematiği, balesi… Hey gidi hey! Çoluk çocuğa karışmak pek çok kızın hayali olsa da, biraz bencilim galiba. Bi başkası uğruna yaşanan hayat, çöp bana göre.Ama her ihtimale karşı Deniz ve Mavi’nin yeri de bi ayrı tabi..

Hem 25 yaşa kadar böyle kolay evleniyorsunuz, hadi onu da anladım. Ama arkadaş, aşk bu, hepinize mi 25’ten önce tekabül ediyor? Hayır farkında mısınız bilmem, sizin gibi yaz sıcağında mıçmıççılar yüzünden “evde kalmış” muamelesi bizim başımıza patlıyor. Sonra da neymiş “bırak Erensu ya bu marjinal ayaklarını” Hebele hübele diye kalıyoruz biz de.

Gerçi bu adamlar bu sıcakta bile böyle ahtapot gibi dolaştıklarına göre baya da seviyor olmalılar, aksini düşünemiyorum, yapış yapış ııyykk! Bu yorumumu kedi – ciğer olayına bağlamazsak sevinirim. Zira sevgilim olduğunda da yaz ayları ayrı geçtiği için biraz da canıma minnetti durum. Neyse demem o ki, kuzenlerimin, arkadaşlarımın nerdeyse hepsi evlenmek üzere planlar yaparken beni kenara sıkıştırıp neden yok diyen ablalar abiler sözüm size;

“İstanbul sıcağında aşık mı olurmuş hiç insan?”

Biraz serin yerlere gideyim ben en iyisi, ruh ikizim orda bi yerde bekliyodur şimdi. Bahara nişan, Eylül’e balayı derken, altınlarınızı nikah töreninde rica edeyim. Ee evlendik o kadar masraf çok!

Böyle +30 neminde sevgilisine sarılıp metrobüse binebilen çiftin gözlerinden öper, bi altın borcum olsun derim. Haydi özleyin beni 🙂

Sevişmek mi? O da ne?!

image

Bu haftanın en çok konuşulan olayı LGBT Onur yürüyüşüydü belki de. Tüm dünyada aynı gün gerçekleşen bu yürüyüş, bedeniyle ve tercihiyle barışık kalmayı becerebilmişler için sonu gelmez bir başlangıç aslında. “Velev ki ibneyiz, ama kabul edin dönmeyiz ve burdayız.” dediler bağıra çağıra yasaklar diyarında. O kadar da haklılar ki, anlatamıyorlar durumu da bizim millete. “Arkadaşım madem dine, Allah’a inanıyorsun, e o halde beni böyle yarattığına neden inanmıyorsun?” “Yok madem inanmıyorsun, o halde beni neden yargılıyorsun?”
Hebele hübele diye kalıyo sonra bizim “hiiii Allah korusun Şaziye teyzenin oğlu dönme mi olmuş? ” diyen Muradiye Hanım. Hayır benim anlamadığım bu ülke adamın dibi, arabeskin babalarını sevdiği kadar Zeki Müren’i de sevmedi mi topuklu ayakkabısı, sürmeli gözleriyle? Huysuz Virjin diye gülmediler mi yıllar boyu Seyfi Dursunoğluna? Bülent Ersoy’un sesiyle mest olmadılar mi? Madem bunu kabullenebiliyorsun ünlülerde, Hüseyin amcanın biseksüel kızından ne istiyorsun? O da böyle hissediyor, ne karışıyorsun?
Ama işin en acı yanını elinde “yaşasın eşcinsel aşkı” pankartı taşıyıp öpüşerek ilerleyen gay çiftte gördüm. Evet çok yakışıklı ama gaylerdi. Ama sorun bu değil, sorun, makul sayılan çiftin, yani kadın ve erkeğin, evli dahi olsalar, yol ortasında öpüştüğünü gördüğü an “cik cik eviniz barkınız yok mu sizin, terbiyesizler!” Diyerek dövmekten beter eden toplumumuz. Ama adam da haklı, hayatında hiç sevmemişki! O gay çift gibi, toplum tarafından “hiç” olmayı göze almamış ki. Hiç köprüleri yakmamış ki bi kadın için. O nasıl anlasın, kadına bile mümkün değilken onun aşkı, erkeğin erkeği nasıl sevdiğini.. Artık nasıl dürtüler bastırmışlarsa içlerinde, asansör dayıları olarak çıktılar ya karşımıza. Ama o video evlatlarının olsaydı, seyreyleyin cümbüşü.

Millet bi acayip a dostlar. Hoşgörüyü geçtim, sevgisiz bu millet. Mesela başbakan.. :Ne yazikki aşık değilim eşime” demiş uzun yıllar önce verdiği bir röportajda. Daha geçen yıl da “büyük bir aşkla evlendik” demiş. Kadına da yazık şimdi, bunu duymak için 30 yıldan fazla zaman beklemek zor zanaat. E bu adam sevgisiz, üstüne üstlük saygısız, hadi kadın çocuklar var diye, geleceği parlak diye devam etmiş evliliğe, ki bu benim teorim, sen niye devam ediyorsun, ey Aziz Nesin’i haksız çıkarasıca milletim? Sen neden hala saçına toka, beline kemer yapıyorsun? Fantazisine ithal eden de varmış, aman Allah sen koru! Yani adam 12 yılda soymuş soğana çevirmiş. Anana sövüp, babanı maden ocağına gömüp, gencecik evlatlarına parkı zindan etmiş, sen neden hala “uzun adam güçlü irade” diyerek insanın asabını bozuyorsun? Evet doğru uzun adam da, arkadaş bunun eli uzun, kolu uzun! Adamlık konusunda da çeşitli şüphelerim var, ama alenen yazarsam sonum iyi olmaz, bi de bu korkum var! Allahtan çok tıklanan bi blog değil de kulağına gitmez birilerinin..
“Karşımıza birini çıkar da ona oy verelim!” Ciler var ya hani, birini beklemeyip öne çıkmak isteyenleri yakıp yıkmasaydın, yurt dışında yaşamak zorunda bırakmasaydın, şimdi ne “terörist müslüman” olarak geçerdi adımız Orta Doğu ile beraber, ne de Amerika’nın insanlıktan bihaber planlarının baş ortağı olurduk..

Hayat işte pek acayip, altı üstü kuşlar uçuyor. Ama bence Türkler daha da acayip.

Sen kalk imparatorluk kur dünyaya hükmet, sonra karı, kız, içki derken şimdi otur Irakla Suriyeyle uğraş. Ah ahh içki demişken, şu “uzun adama tapanlar” ayyaş diyordu ya hani Atatürk’e, bizim ayyaş elde avuçta bulduğu parayla, geleceği olan başarılı öğrencileri Avrupa’ya gönderdi, memlekete faydalı olsunlar diye. Sizin dindarlar da daha 21 yıl önce bugün toplayıp 37 aydını yakıverdiler, göbeklerini kaşıya kaşıya. Şimdi inandığınız Allah katında kaç insana bedeldir Ata’nın içtiği rakı? Kaç günahla çarparsınız Ondaki sevabı?
Ama boşverin düşünmeyin siz, düşünürseniz, devreler yanar maazallah. Agustosta kömür de dağıtamazlar, siz onu düşünün bence, bu sefer neye satacaksınız memleketi?