Annem annem!

Görsel

Gün geçmiyor ki insan içine karışmayalım ve yeni hayatlar keşfetmeyelim. İşte bu yüzden tramvay, metro gibi hızlı ve kalabalık araçlar canımdır, ciğerimdir. Hayata karıştığımı hissediyorum ya ordayken. Farkındaysanız metrobüsü saymıyorum çünkü orada durum biraz farklı gelişiyor. Yanında oturan insanla anında ahbap-çavuş ilişkisi içine girebiliyorsun. Bu konuda ayrıca atarlıyım, neyse..

Geçenlerde şarjım pes etti ve müziksiz hava sahası benim için başlamış bulundu. Taksim – Gayrettepe istikametinde bir anne kızla karşılaştık. Böyle asi ruhunu saç ve makyajına da yansıtmış, ukalalıkta sınır tanımayan kızcağız ile sinirli bir anne gelip oturuverdiler yanıma. Ama kadına sinirli dediğime bakmayın onu o kız o hale getirmiştir kesin!

Neden mi? Hemen açıklayım: Kızın eteğini biraz çekmesini düzgün oturmasını söyledi kadın. Kız yüksek sesle önce bi “off” ladı. “Biraz kısık sesle konuş annecim” dedi kadın bu sefer etrafına bakarak, utandı belli ki. Göz göze gelmekten kaçtım ne yalan söyleyim, o yaşta bir anne için zor bir duygu olsa gerek. Annesinin sözü üzerine iyice atarlandı bizim asi hatun “öff karışma diyorum bana, yeter”  diye çemkirdi. Kadın da bişey demeden etrafına baktı. Karşısında turistler oturduğu ve söylenenleri anlamadıkları için mutlu olmuştur bence.

Aralarında ne geçer, nasıl bir ilişkileri var bilemem, ama o “anne” yahu. Kızabilirsin, evde kavga da edebilirsin; ama herkes içinde azarlamak dünyanın en adi şeyi değil midir? O yüzden o kadıncağıza üzüldüm ben, umarım saygılı olmayı annesi henüz hayattayken öğrenebilir o kız da. Siz ne dersiniz?

Reklamlar

Birisi karşılıksız aşk mı dedi?

Görsel

Erkeklerde durum nasıldır bilemem ama “kadınlar tuvaleti” muhabbeti diye bir şey var. Önce müthiş bir saygı çerçevesi var. Sanki dünyanın en komik esprisi yapılmış da gülmeyeni dövüyorlarmış gibi 7’den 70’e bütün kadınlara gülümsemen şart. Sonra, dışarıda olsa yüzüne bakmayacağın o çok havalı kızla muayen gününden, aşk acısına kadar her konuyu konuşabilirsin. Toka alışverişleri, makyaj önerileri derken bir lavabo faslını da geride bırakırsın ve yaşanan herşey orada kalır. Geçenlerde yine hüzünlü bi kızcağıza tanık oldum. O lavaboya asla tek gitmediğimiz için, (kesinlikle bi sebebi vardır, yargılamayın hemen) o da kız arkadaşına ağlıyordu ben içeriye girdiğimde. Önce birşey diyemiyorsun tabi, arkadaşı teselli etsin diye ama dinlemekten de geri alamazdım kendini.

Murat bu kızcağızla otururken yanındaki diğer kıza da yavşıyormuş, gözünün içine baka baka yapıyormuş hem de bunu. Ama durum şöyle ki Murat ve o kız, flört aşamasındalar ve bu kız platonik olarak seviyor. Dolayısıyla arkadaşı da bir şey söyleyemedi. O esnada kızla göz göze geldik, “salak gibi görünüyorum dimi” dedi, ben de nasılsa anlatmaz diye “hikayeyi bilmediğim için yorum yapamam ama ağlanacak kadar büyükse salaklık değildir” dedim. (Size bir not, özellikle de ağlayan kızlara duymak  istedikleri şeyleri söyleyin.. ) Kızcağız da bi çekindi önce ama sonra bi özet de geçiverdi. Arkadaş gruplarının içinden olan hoşlandığı çocuk, dersaneden bi kızdan hoşlanıyomuş ve bugün kızı onlarla tanıştırmaya getirmiş. Sude de, ağlayan kız oluyor, önce buluşmaya gelmek istememiş falan ama sonra yanlış anlaşılmamak için gelmiş. Şimdi çok üzgünmüş ve canı çok acıyormuş. Bu arada Sude 17 yaşında. Ben de abla tavsiyesi verdim kendine, bunun güzel ama geçici bir heyecan olduğunu asıl aşkını üniversitede tadıcağını ve şimdiye kadar yaşadığı her şeyi “amaan çocukmuşuz” diye nitelendireceğini söyledim.

Ağlaması çok normaldi, hepimiz ağladık, karşılıksız sevdik, üzüldük, ama bir kaç yıl geçince o “ikinci kadın” ın adını bile unutmadık mı? Muhtemelen bu cevaplar Sude’ye yeterli gelmedi ve içinden “sen de beni anlamıyorsun” dedi ama yaşayıp görecek nasılsa. Ağla dedim o yüzden ben, hatta cesaretin varsa git söyle çocuğa ona karşı ne hissettiğini. Bakarsın çocuğun da aklına girer kim bilir. He ben olsam hayatta o cesarete sahip olamam orası ayrı. 

Neyse sevenler kavuşsun diyor ve 9 gün aradan sonra Pazartesi sendromuna merhaba demek için depresyona girmeye hazırlanıyorum. Hoşçakalınız efenim. 🙂

Çağımızın hastalığı; aldatıldık arkadaş!

Görsel

Şimdi size bir aşk hikayesi anlatıyorum dostlar, dikkatle okuyunuz, arka fonda da You Tube ‘dan Joy Türk Akustik mix’ini açarsanız hüzünlü bir Pazartesi’ye merhaba demiş olursunuz.

İki hafta önce pek sevgili arkadaşlarımdan birisinin doğum günü vesilesiyle Taksim’e gittim. Gelin görün ki doğum günü o akşam gerçekleşmedi ve ben ekilmiş bulundum. Hazır gelmişken bu havanın tadı çıkarılmalıydı. Tabi “- 35” dereceleri henüz görmemiş, kendimi Sibirya’da hissetmemiştim. Burnumla barışık, baş ağrısız takılmaktaydım. Neyse. Kendimi Fransız sokağında buldum önce. (Chez Vous da Süryani şarabı için bu arada onu söylemeden geçmeyelim) Neyse, tek başıma keyif yapıyorum falan derken bi  çift geldi yan masaya. Daha sonra anladım ki yakın arkadaşlarmış ve çocuk ölümüne bir aşk acısı çekiyor. Anladığım kadarıyla uzun süreliymiş ilişkisi ve ciddi düşünüyorlarmış. Durup durup “çok sevdim” dedi çocuk. Kızcağız da tepkisiz izledi. Uzun boylu esmer bi arkadaş kendisi 25 yaşlarında falan, kız da ince telli açık kahve saçlı zayıf hoşça bi arkadaştı yani. Neyse, çocuk asla tahmin etmeyeceğim bişey yaptı ve ağladı. “Sindiremiyorum” dedi. “Bi başkasına nası dokunabilir sindiremiyorum” dedi. Kız da dinlediğimi göremeyecek kadar şok oldu. Elini falan tuttu çocuğun, yanına geçti teselli etmek için, sarıldı. Ama aldatılmasına rağmen koca adam oturdu ağladı ya, ve evet dedim ne olduğun, kim olduğun değil önemli olan, eğer gerçekten seversen ne olursa olsun ağlayarak “sevdim” diyebiliyorsun. Kadını, erkeği yok bu işin anlaşılan. Ama işin garibi çocuğun arkadaşım diye sarıldığı kızın kendisine aşık olduğunu hissettim. Çok saçma bi his belki de; ama bakışlarında garip bi mutsuzluk vardı, garip bi hüzün. Evet yakın arkadaşım aldatılsa çok üzülürüm ama karşı tarafa lanetler okuyarak içini rahatlatırım ben. Ama O, sanki sevdiği adamdan, onun sevdiği kadını dinlemek zorunda olmanın acısını çekiyor gibiydi. Belki de çok film izledim, bilmiyorum. Üzüldüm çocuğa da kıza da. Eğer kız cidden çocuğu seviyorsa inşallah birlikte olurlar ve diğer kıza ve herkese inat mutlu olurlar. Kızın tesellisini diğer masaya oturan saçma grubun gürültüsünden dinleyemedim. Pis grup! Bi de garson muhabbetli bi insandı susturamadım kendisini.  

Ve şimdi tut ki kız arkadaşına aşık, çocuk da karşısında göz yaşı akıttığı kızı unuttu ve kendisini sevdi, ne kadar gerçek olur ki bu aşk? Aldatan kız kadar sevebilir mi bunu ya da bi başkasını? Kaç kez yaşanır bu duygu? Kız daha çok seven olursa ve sürekli aynı davranışları beklerse, üzülürse ve bununla yetinmeye çalışırsa? Öyle olursa olmasın ya, birbirlerini kimseyi sevemedikleri gibi sevebileceklerse birlikte olsunlar. Vay be, aşk için bile mantıkla dua edilir mi? Edilirmiş demek.. 

Hadi bakalım iyi haftalar olsun hepimize, sorgusuz sualsiz 🙂 

 

Diren Türkiye!

Görsel

 

Gayet keyifli bir hava, aman ne de güzel yağmur falan derken gün geçmiyor ki birisi sinirlerinizi alt üst etmesin. Sıradan kelime analizlerimi yaparken değişik bir hatunla karşılaştım. Defterim böyle olsun demiş R.T.E nin bi fotoğrafını koymuş. Acaba nasıl birisi diyerekten diğer tweetlerine de baktım. “Kanı Donmak” deyimini bilir misiniz a dostlar? İşte tam bu esnada “kanım dondu.” 

Bu kapalı arkadaşımızın çoğu tweeti din ile alakalı ve elbette Rabia için ağlamakta. Tabii ki de Rabia için ağlayanlar Türkiye’deki direnişçileri terörist sayar, polisin aldığı her “can” için utanmasalar göbek atarlar. Bu kız da aynen bu şekilde davranmış. 

“17 yaşında,keskin nişancılar tarafından vurulan Esma’yla 22 yaşında çatıdan düşerek ölen birini bir tutmak ? Hay olmayan vicdaniniza..” gibi tweetleri rt eden,

“-Adın ne? +#AhmetAtakan -Neden öldün? +Polisi taşlarken -Kim suçlu? +Polis -Neden? +Ben istediğimi yaparım ama o bana dokunamaz.” diyerek tweet atan bir şahıstan bahsediyorum. Vicdandan bahseden, ancak o “adli tıp raporu” dediğimiz şeyin hükümetin yalakası olduğunu ve hatta bu bilginin adalet (!) bakanlığı tarafından verildiğini, tabipler odasının ise “Ahmet Atakan’ın başında zedelenme” olduğunu rapor ettiğini göz ardı eden bi zat işte bu kız. 

He dinden, imandan, şerefli polisten bahseden bu kız tabii ki namus dersleri de vermiş Twitter üzerinden bize, ama yeni güncellediği İOS7 uygulamasının ekranı da gösteriyor ki şu çöpçatan uygulamaları olan “Line, WeChat” ten yüklü bir talep ve sohbet bildirimi almış. Sonra o sevmediği direnişçilerin boyadığı gökkuşağı merdivenlerinde poz vermiş. Bunlardan bize ne değil mi? Bence de, istediğiyle konuşur, istediğini yapar, bize ne? Ama merak ediyorum, peki onlara ne bizden? 

Ahmet Atakan yüksekten düşmediğini, Ethem Sarısülük’ün katili Ahmet Şahbaz kendini müdafaa etmediğini, bilinçli olarak öldürmeyi tercih ettiğini, Ali İsmail Korkmaz sivil polisler tarafından dövüldükten sonra yalaka bir doktor yüzünden ölümle tanıştığını, Berkin Elvan sadece ekmek almaya giderken okula başlayamadığını, Mehmet Ayvalıtaş araba kazası yüzünden değil kasten ezilerek vefat ettiğini. Abdullah Cömert’in katilinin de an itibariyle 121 gün 10 saat 8 dakikadır hala bulunamadığını (!) anlatsak vicdan duygusuyla tanışırlar mı? 

Tekrar ve tekrar ruhunuz şad olsun çocuklar,